Ads 468x60px

Ne İzlesem? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ne İzlesem? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2014 Cuma

Film Tavsiyesi - Interstellar (Yıldızlararası)

Nereden başlasam, nasıl anlatsam bilemedim. Ama öncelikle şunu belirteyim: Bu filmi hala fırsatınız varken mutlaka sinemada izleyin!

2014 yapımı "Yıldızlararası" bana göre bilim kurgu dalında yapılmış en iyi film. Fikir, ana konu ve işleyiş öyle muntazam ki kolay kolay etkisi altından çıkamayacaksınız.
Görsel efektler ve müzik... Hepsi bir ahenk içinde ve son derece profesyonelce yapılmış. 


Ben bu hafta izledim filmi, ama mutlaka bir kez daha sinemada IMAX teknolojisiyle de izlemek istiyorum. 

Allah'tan üniversitede kuantum fiziği dersi almıştım, filmi daha iyi anlamamda çok faydası oldu. (O dersin de böylece gerçek hayatta faydasını görmüş oldum. Gözüm kapalı gitmem artık.)
Kısacası bol bol fosfor yaktık beynimizi çalıştırırken. 

Filmde anlatılan distopik ortam, aslında bir kıyamet başlangıcı. Ama daha önce izlediğiniz kıyamet filmlerini bir kenara bırakın. Büyük dalgalar,depremler, volkanlar yok bu filmde. Sadece kum fırtınası; o da arada sırada oluyor. Önce doğa etkileniyor, bitkiler ölüyor sonra açlık başlıyor, toplumlar tarıma yöneliyor. Ama herkes farkında, son çok yakın...

Dünya nasıl Nebula - "toz bulutuyla" başlıyorsa, sonu da yine aynı tozla geliyor. Öyle etkileyici aktarılmış ki ortam, birden siz de karamsarlığa düşüyorsunuz.  

Ve tabi ki dünyayı kurtarmak için görevlendirilen kişiler var. Oyunculuklar çok iyiydi. Spoiler vermemek için çok detaya girmeyeceğim ama en çok etkilendiğim sahnenin görüntüsünü paylaşacağım.


169 dakika boyunca - yerinde ince esprilerle; gülüyorsunuz da, heyecanlanıyorsunuz da, duygulanıyorsunuz da. 

Christopher Nolan tıpkı önceki filmlerinde olduğu gibi, bu filmiyle de yankı uyandırmayı başarmış ve kendinden bolca söz ettirmeye de devam edeceğe benzer.

Şimdiden herkese iyi seyirler!

18 Kasım 2014 Salı

Film Tavsiyesi - Ruh Eşim (Cafe De Flore)

Yine bir Avrupa filmi bu sefer Fransa'dan.

2011 yapımı filmin imdb puanı:7.4

Duygusal, romantik sıcacık bir film izliyorum derken süpriz bir sonla drama bağlanıyorsunuz. 


Filmden hayatla ilgili bir çok çıkarım yapmak mümkün.Aşırı bağlanmanın ve saplantıların insana ve çevresindekilere ne denli büyük hasar verebileceğinin hikayesi anlatılıyor filmde. Flashbacklerle dolu film hiç yormuyor, izleyiciye keyif katıyor. Filmin sonunda 2 film izlemiş gibi doymuş oluyorsunuz.

Bir tarafta down sendromlu çocuğuna tutkuyla bağlı bir kadının oğlunu paylaşma korkusu, diğer tarafta hayatı boyunca birlikte olduğu adamla evli olan kadının, boşanma dramı... Alışkanlıklar,vazgeçişler...

Aşkın tek bir hali yoktur aslında. Sadece karşı cinse duyulan bir duygu değildir aşk! İşte filmde tam bu noktaya parmak basıyor ve "Ruh eşim" kavramını sorgulatıyor insana. Gerçekten birilerine ait miyiz? 


Sadece senaryo değil müzikleriyle de ön plana çıkan filmde, Pink Floyd izleyiciye "Breathe" diyor, ve sanki size nefes almanızı hatırlatıyor. 

İzlenmesi gereken, etkileyici bir film sizi bekliyor.

İyi seyirler!

31 Ekim 2014 Cuma

Film Tavsiyesi - Karanlık Taraf (La Cara Oculta )


İngilizceye The Hidden Face olarak çevrilmiş 2011 yapımı bir İspanyol filmi, Karanlık Taraf.
Imdb Puanı: 7.3 olsa da benim düşüncem en az bir 7.8 hak ediyor bu film.


Filmin sunuş şekli bir gerilim filmi, ama film bittikten sonra yaptığımız değerlendirme sonucunda aslında kadın- erkek ilişkilerini ön plana çıkaran bir dram olarak da düşünülebilir.

Kurgusuyla ön plana çıkan filmde bir orkestra şefinin işi dolayısıyla sevgilisiyle birlikte yurt dışında yaşamaya başlamasını, sevgilisinin onu orada terk etmesini ve kızın ortadan kayboluşu anlatılıyor. Kız bulunamıyor. Polisler de olayı yakın takipte.

Bu sırada orkestra şefimiz de yeni biriyle birlikte. Gözünü hırs ve para bürümüş yeni sevgili, evde garip sesler duymaya başlar. Acaba ev perili mi?



Sürpriz sonları seviyorsanız bu filmi de seversiniz mutlaka. Film bir bölümden sonra ikiye ayrılıyor ve gerçekte yaşananları anlatmaya başlıyor. Gerçek ise tüyler ürpetici!!

Buyurun sizi koltuklarınıza alalım, ve filme davet edelim.Pişman olmayacaksınız.

Şimdiden iyi seyirler,

Film Tavsiyesi - Ceset (El Cuerpo)


Sinema; Amerikan filmlerinden ibaret değildir. Dünya sinemasından da çok iyi filmler çıkabiliyor. İşte bunun en güzel örneği 2012 yapımlı El Cuerpo (Ceset) filmi.



Güçlü karakterleriyle, renkleriyle ve senaryosuyla: kısacası her yönüyle film oldukça başarılıydı. Filmin ilk 10 dakikasından itibaren film sizi konun içine alıyor ve ters köşe yaparak son buluyor.

Konusundan bahsetmek gerekirse; Zengin ve şımarık bir kadının cesedi morgda kaybolur. Kocası polisle görüşmeye morga giderken esrarengiz olaylar orda da devam eder.

Peki bunu yapan kim? Neden yaptı? Yoksa kadın hiç ölmemiş miydi? sorularını sorarken bulacaksınız kendinizi. Bir bulmaca çözmekten farksız aslında.

Keyifli bir polisiye, gerilim filmi izlemek istiyorsanız, mutlaka izleme listenizde olmalı El Cuerpo.


Son söz: İntikam soğuk yenen bir yemekmiş. Hem de çok soğuk...


10 Ekim 2014 Cuma

Film Tavsiyesi - Following

"Kara Şövalye", "Başlangıç", "Memento", "Insomnia" gibi çok başarılı filmlerin yapımcı ve yönetmeni Christopher Nolan'nın ilk filmi olarak bilinen "Takip" -(Following) filmini izledim geçen gün. 


IMDB puanı:7.6 olan film; 1998 yılında çok düşük bir bütçeyle siyah beyaz olarak çekilmiş. Bugün Nolan, Hollywood'un en prestijli yönetmenlerinden biri olmasına rağmen, o zamanlar bütçe sıkıntısından dolayı oyuncu olarak kendi yakın çevresindeki arkadaşlarını oynatmış filminde.

Nolan, o zamandan bu zamana kadar çok yol kat etmişse de, bu filmi izledikten sonra da bu adamın ileride ne kadar  iyi bir yönetmen olacağını da tahmin etmek zor değilmiş.

Konusu da karakterleri de orjinal olan filmden biraz bahsedelim:

Yazar olarak geçimini sağlayan başrol oyuncumuz bir türlü iş kariyerinde başarı sağlayamamıştır ve kendi içinde çıkmaza girmiştir. Bu dönemde insanları takip ederek onların hikayelerini düşünmeyi hobi edinmiştir. Ama kısa süre içinde bu bir saplantı haline gelir.


Takip ettiği kişilerden biri olan Cobb, takip edildiğini anlar ve yazarımızla konuşmaya başlar. Cobb iyi giyinimli, profesyonel bir hırsızdır. İnsanların evine girerek onların yaşamlarına müdahale etmeyi ve etki bırakmayı çok sevmektedir. Ve şimdi de yanına arkadaş olarak yazarımızı alır.


Beraber girdikleri bir evde sarışın bir kadının hayatına dahil olurlar. Ama görünen hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Yazarımızın başı belaya girer.

Olaylar...Olaylar...

Benim tavsiyem filmi izleyin. İlginç bir konu ve sürprizli bir son sizi bekliyor.

30 Eylül 2014 Salı

Film Tavsiyesi - Timecrimes: Suç Zamanı


Zamanda Yolculuk filmlerini seviyorsanız, bu film kaçmaz...



Filmin Orjinal Adı:Los cronocrímenes
Imdb Puanı:7,2
Benim Puanım: 8,0

4 kişilik filmde, oyunculardan biri de filmin yönetmeni Nacho Vigalondo.

Film izlemesi oldukça keyifli. Yer yer gerilirken, yer yer de kahkayı basabiliyorsunuz. Aman siz siz olun, dikkatlice takip edin filmi, zira 2. kez izlemek zorunda kalabilirsiniz.

Filmin konusu:

Hector yeni evinin bahçesinde dürbünle ormanı incelerken, ormanın içinde soyunan bir kadın fark eder. Karısı yeni ev için alışverişe çıktığı sırada, Hector'da soyunan kadına doğru yol almaya başlar.


Kadını yerde çıplak, bilinçsiz bir şekilde uyurken bulur. Kadına uzaktan taş atıp uyandırmaya çalışırken yüzü bandajlı, ürkütücü bir adam Hector'a makasla saldırır ve kolunu yaralar.


Hector tabi panik...Koşarak uzaklaşırken ilginç bir karargaha sığınır ve karargahtaki adam bandajlı adamdan saklanması için onu bir makine içine saklar ki daha sonra bu makinenin bir Zaman makinesi olduğunu öğreniyoruz.

Hector zamanda 90 dakika geriye gider. Ama bilim adamı arkadaş der ki "Her şeyi birebir yaşaman gerekiyor. "En ufak değişiklik zamanda bir çok olayın değişmesine neden olur." (Bu kısım tıpkısı aynısı Geleceğe Dönüş mantığı)

Bir İspanyol filmi olan "Suç Zamanı" size öyle muhteşem görsel efektler falan sunmuyor. Ama gerçekten hoş bir 90 dakika vaat ediyor.

İzlemeye bekleriz efendim...

9 Eylül 2014 Salı

Film Tavsiyesi - Sin City: A Dame To Kill For


Frank Miller ve Robert Rodriguez'in yönettiği çizgi roman Sin City'nin, ikinci filmi "A Dame To Kill For " 'u dün akşam itibariyle izleme fırsatını yakaladım.


Bana göre gerçekten çok başarılı olmasına rağmen, imdb puanı ilk filme göre oldukça aşağılarda kalmıştır. Bunun nedeni belki de ilk filmden bu yana aradan 9 yıl geçmiş olması olabilir.

Filmin 3 boyutlu olması da, bence çok güzel bir derinlik katmış.Bazı filmlerin 3 boyutlu izlenmesini gereksiz buluyorum, ama bu film 3 boyutlu olarak tercih edilmeli bence.

Filmdeki "Ava" (Eva Green) karakteri ne kadar baskın ve dikkat çekici olsa da, benim favori kadın karakterim Jessica Alba'nın oynadığı "Nancy" 'di. Özellikle dans sahneleri siyah beyaz bir film için çok renkliydi diyebilirim.


Ve tabi ki Marv...Umarım serinin 3. filmde de bol bol görürüz seni.


Siyah beyaz görüntülerdeki ara ara renklendirme numaralarının filme kazandırdığı estetik de gene fazlasıyla dikkat çekiyor. Bir bakmışsınız Ava'nın elbisesi sadece renklendirilmişken, bir başka sahnede gözleri ön plana çıkarılıyor. 

Alternatif bir dünya da yer alan Günah Şehri'nin 2. filmi, her ne kadar bir çok kişi tarafından eleştirilse de, film noir tarzının en güzel örneklerinden biri...Aşk, ihtiras, kadınlar, güç ve tabi ki bolca kan... 

İzlenmeli...



3 Eylül 2014 Çarşamba

Film Tavsiyesi - Lucy

Imdb Puanı: 6.6

                                             

İnsanoğlu beyninin %10 ancak kullanabiliyor. Ya %100'ünü kullanabilseydi ne olurdu?
Luc Besson'nun son filmi "Lucy" işte bu konuyu işliyor filminde.

Yeni vizyona giren bu film konusu itibariyle bana "Limitless" filmini hatırlatmıştı. Çok keyif alarak izlediğim Limitless'ın tersine bu film oldukça başarısız-zayıf kaldı beni gözümde.

Filmin felsefesi ve vermeye çalıştığı mesaj hakkında bir şeyler söylemek gerekirse hiç bir şey söyleyemem. Oldukça havada kalmış bir senaryosu var.

Lucy'nin beynini %100 kullanmaya başladığı sahneler oldukça uçuktu. Zaten Lucy'e filmin başından beri ısınamamış olan ben, sonlarına doğru iyice sıkıldım kendisinden. Ama zaten sadece Lucy değil, film boyunca hiç bir karakter etkileyici ve etkin bir yer bırakmadı zaten.

Bilim-kurgu filmlerini çok sevsem de, bu filmde ben aradığımı bulamadım. İzleyecek olanlar önce Limitless'ı izlerse, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.

2. filmi çıkar mı bilmiyorum. Ama belki 2. filmin, ilk filmi telafi etmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Öte yandan baştan kötü başlayan filmlerin, sonrasının iyi devam ettiği pek görülmüş şey değil.


25 Ağustos 2014 Pazartesi

Film Tavsiyesi - Benim 533 Çocuğum Var (Starbuck)

Yeni Zelanda yapımı olan "Benim 533 Çocuğum Var" filminin imdb puanı: 7.3

Komedi severler bu film tam size göre:).



Film; biraz saf, ve hayatı boyunca işleri yoluna koyamamış bir adamın, 533 kişinin biyolojik babasının, kendisi olduğunu öğrenmesini konu alıyor. Tam da sevdiği kadının hamile olduğunu öğrendiği zamanda.

Geçmişte para ihtiyacı duyduğu bir zamanda (para ihtiyacının nedenini filmin ilerleyen zamanlarında açıklıyor.) Sperm Bankasına yaptığı sayısız bağışından dolayı 533 adet çocuğu dünyaya geliyor.

Ve çocuklar büyüyünce birçoğu, varlıklarına sebep olan kişiyle tanışmak üzere kliniğe dava açıyor.David tam hayatına bir düzen getirmeye karar vermişken, işler olduğundan daha karmaşık hale geliyor.

Bu gelişmeler üzerine, arkadaşı olan avukatın yardımıyla, kimliğini gizli tutmak üzere harekete geçiyor. 

Ancak kim olduğunu açık etmeden çocuklarıyla buluşmaya da karar veriyor. Bu kadar çocuk varken, çeşitlilik kaçınılmaz oluyor elbette.

Renkli, eğlenceli ve duygusal bir komedi...



İzleyin, izlettirin efendim.

Edit: Filmin Hollywood versiyonu da yapılmış. 
2013 yapımlı Delivery Man'in imdb puanı: 6.4


15 Ağustos 2014 Cuma

Film Tavsiyesi - Hodejegerne - Headhunters

Amerikan filmleri haricinde film sevmeyenler... İşte bu önerim tam size göre. Gelin bu filmle başka ülkelerin de gayet güzel senaryo ve oyunculukları olabileceğine şahit olun :)

Film daha önce İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilmişti. Festivale çok yakışan bir film olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır.



İddalı bir girişten sonra biraz filmden bahsetmek istiyorum.

Orjinal Adı: Hodejegerne - (Türkçe'ye Kafa Avcıları olarak çevrilmiş)  Jo Nesbo'nun kitabından beyazperdeye aktarılmış 2011 yapımlı Norveç filmi; bir sanat hırsızının başından geçen traji komik olayları ele alıyor.  Film boyunca kim dost, kim düşman hep bir merak içinde bırakıyor seyirciyi.


Aksiyon bol, dozajı iyi ayarlanmış kanlı bir film. Bazı sahnelerde dehşete düşüp bazı sahnelerde de güle biliyorsunuz. Filmin sonunda ne olacağını da tahmin etmek neredeyse imkansız. E bir filmden daha ne beklersiniz ki?

Filmin kötü rol karakterini canlandıran Nikolaj Coster-Waldau filmin hakkını çok iyi vermiş bence. Kötü rol bir insana bu kadar yakışır.


Kafa Avcıları'nı oldukça yoğun  geçen bir haftanın ardından,  bir cuma akşamı ayaklarınızı uzatıp izleyerek, hafta sonuna bomba gibi başlayabilirsiniz.

Son olarak;

***Adım Roger Brown.
Boyum 1.68.

*** Ve bir şey daha...

***...bu boy bana yeter de
artar bile.

Edit: İlla da Amerikan filmi diye tutturanlar, film Hollywood'un da ilgisini çekmiş ki, yakın zamanda Amerikan filmi olarak da vizyona girecekmiş. Bilgilerinize,


1 Temmuz 2014 Salı

Film Tavsiyesi - The Purge

Normalde  IMDB (www.imdb.com) puanı 7.0 'dan düşük film izlemek, kriterlerimin arasında pek yoktur.
IMDB puanı benim için gerçekten önemli bir kriter.
Ancak film zevkine güvendiğim bir arkadaş dün bana bu filmi önerdi. Ben de hemen söz dinleyip izledim.



Konusu oldukça ilginç. 

Film 2022 yılında geçiyor. Suç oranı Amerika'da %1 'lere düşmüş durumda. Hükümet bunu sağlamak için yılda sadece 1 gece 12 saat boyunca Arınma Gecesi diye adlandırılan bir hadiseyi destekliyor.

Nedir bu Arınma Gecesi (The Purge)?

12 saat boyunca bütün suçlar serbest. Hırsızlık, cinayet, tecavüz...Hiç biri için yargılanmayacaksınız. Polis, hastane, itfaiye hep devre dışı.

Bu gece için halk hazırlıklarını yapıyor. Bıçaklar bileniyor. Tam festival havasında. Genel olarak bu gece de fakir halk (silahsız) öldürülüyor. Böylece zenginler bir sene boyunca içlerinde biriktirdikleri kini ve nefreti arındırabiliyorlar.

Güvenlik şirketleri de bu işlerden iyi para kazanıyor. Çünkü zenginler de o gece için oldukça sıkı önlemler alıyorlar evlerinde.

Sonuç olarak insanlar sadece bu gece arınacaklarını bildikleri için, diğer geceler suç işlemiyorlar ve suç oranı da düşmüş oluyor.

Filmin tamamı neredeyse bir evde geçiyor. Evin sahibi de güvenlik şirketinde üst düzey bir çalışan. Ve olaylar, olaylar...

Bir çok kişi ekşi sözlükte yerin dibine sokmuş filmi ama bence senaryo oldukça başarılıydı ve gerilim hep yüksekti.

Yani çok acımasız eleştiremeyeceğim. Ama tabi saçma olan yerleri de vardı.

En basiti film 2022 yılında geçiyor ama filmdeki hiç bir teknoloji geleceğe ait değil. Orada biraz orijinalliğe gitselerdi fena olmazdı.



Film çok çok iyi değil ama gayet izlenesi bir film.

IMDB den aldığı 5.5 puan bana biraz acımasızca geldi.

Filmin 2. si The Purge: Anarchy 'de 18 Temmuzda ABD'de vizyona girecekmiş. Ben şahsen onu da izlerim. Siz de izleyin ya yazık...

Ha bu arada söylemeden edemeyeceğim, filmin başrol aktörü Ethan Hawke... Suratına bir şey olmuş onun. Töbe yarabbim. Estetik mi ne?





19 Şubat 2014 Çarşamba

Film Tavsiyesi - What if…(An…) – 2012

Öncelikle karışıklık olmasın, filmin orijinal adı “An…”. Ama İngilizce'ye çevirisi “What if” olarak yapılmış. “What if” diye 2010 yılında çıkan bir Amerikan filmi daha var. Ama kendisini tanıtmam etmem.


“An…” filmi Christoforos Papakaliatis'in hem yazıp hem yönettiği, hem de başrol oynadığı bir Yunan filmi. Hani coğrafyaların yakınlığından mıdır, tip ve kültürlerimizin benzerliğinden midir nedir, sanki Ege’de çekilmiş bir Türk filmi gibi hissettim ben.
Konusu itibariyle biraz Sliding Doors (Rastlantının Böylesi) filmini hatırlıyor. Yine bence bu film, yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı daha gerçekçi geldi bana.

Biraz konuya girersek;

Köpeği ile yaşayan ve yalnızlığından hiç şikayetçi olmayan bir adam. Bir seçim yapıyor. Ufacık bir seçim. Köpeğiyle akşam yürüyüşe mi çıkmalı yoksa –“bugün de bahçede takıl başka zaman çıkarız” seçeneğini mi kullanmalı.

İşte film buradan itibaren ikiye ayrılıyor ve paralelleşiyor.Evden uzaklaştıklarında neler oluyor? Evde kalmaya karar verdiklerinde neler oluyor?... Ve hiçbir şey çok abartı değil, filmi izlerken "ya burası da çok saçma" demiyorsunuz. Gayette herkesin başına gelebilecek bir akış her iki yaşamda.


Filmin sonunda yaptığım çıkarım şuydu: “Gerçekten her işte bir hayır var!.Her seçimimiz farklı bir sonuç doğuruyor, ve sadece bizi değil belki de tanımadığımız bir çok kişiyi etkiliyor bu seçimler. Hayatınızın en kötü döneminde olduğunuzu düşünebilirsiniz. O günlerde bile gelecekten ümidinizi kesmemelisiniz.”

Bence bir film için yeterince güzel bir mesajdı.

Özellikle Amerikan filmlerinden sıkılanlar; sıcak, keyifli ve romantik bir Avrupa filmi size çok iyi gelecektir.


3 Şubat 2014 Pazartesi

Film Tavsiyesi - Düzenbaz

17 Ocak'ta vizyona giren ve içinde yok yok dedirten oyuncu kadrosuyla beni cezbeden film Düzenbaz.Nam-ı değer American Hustle..Christian Bale, Bradley Cooper, Jennifer Lawrence gibi son zamanlarda en beğendiğim üç oyuncunun da bu filmde rol alması ve buna rağmen benim hala bu güne kadar filmi izlemeden nasıl dayanabildiğim merak konusuydu.

Evet geçen gün dayanamadım ve izledim... Ama izlerken de dayanamadım uyudum.

Durun biraz duygu ve düşüncelerimin detayına gireyim. 

Ben böyle rezalet bir filmi en son ne zaman izledim hatırlamıyorum. Sanırım 3 saat boyunca yalnız yaşayan ve balık tutan bir keşişin hiç konuşma olmadan anlatılan hayat filminden bile beterdi. En azında o sinir bozucu da olsa bir iz bırakmış ki hala hatırlıyorum. 

American Hustle iyi başlayan ama aynı başarıyı ilerleyen dakikalarda sürdüremeyen bir film.Bir ara izlerken sürekli şunu düşündüm bu filmi seven birileri varsa ben galiba sinemadan hiç çakmıyorum. 
Neyse bence ben sinemadan hiç çakmıyorum çünkü 10 dalda oscara aday gösterilmiş filmdir.

Dur şimdi de biraz filmin detayına gireyim:

Oyunculuklar iyi olabilir. Christian Bale şişko, kel bir adam rolünde. Güzelim adamı o hale çevirmek de zor olsa gerek.Hadi en iyi makyaj dalında bir oscarı hak etti  diyelim, hakkını yemeyelim.

Film de uyuklamadan önce çok ilgimi çeken bir kaç nokta da olmadı değil. Sanki senaristte bir Türklük var gibiydi. Mesela filmin başında Christian Bale'in çocukluğunun anlatıldığı sahnede; camları çocuk kırıyor babası cam satıyor. (Güllüşah ve İbo da yok muydu bu sahne? )

Filmin konusu da ilginç;  düzenbazların, politikacıların rüşvet ve yolsuzluk olaylarını ortaya çıkarma çalışmaları. (Benzemiyor mu bizdeki son gelişmelere?)

Bu kadar detay yeter. Belki izlemek istersiniz, tadını kaçırmayayım. Ama zaten öyle çok tatlı bir film de değil.
Ama izlerseniz de oyuncuların saçlara dikkat :) Hepsi bir olay...



24 Ekim 2013 Perşembe

Film Tavsiyesi - Saksı olmanın faydaları

Çok övgü almış olabilir. Ama ben çok mu beğendim? Hayır… Bir kere kendimden ya da çevremden pek bir şey bulamadım filmde. Ağır işleyen ve sonu pek bir şeye bağlanmayan bir konusu var.

Yine de filmin müzikleri ve bazı cümleler çok çarpıcı. Sırf bunun için bile izlenebilir aslında.IMDB puanı da göz ardı edilemezdi:8.00



Ama açıkçası 1 seneye kalmaz bu filmi izlediğime dair hiçbir iz kalmaz bende.

Charlie sorunlu bir genç. Sorunlarının kaynağı filmin sonuna doğru yüzeysel bir şekilde hızlıca anlatılıyor. Ama filmin başında yalnız ve içine kapanık bir karakter görüyoruz. Lisede tanıştığı iki arkadaşıyla birlikte yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Bunlardan biri de Emma Watson. Ne güzel hatundur o öyle… Maşallah Allah sahibine bağışlasın :)

Film boyunca bahsedilen “The Tunnel Song” var. Hani böyle arabadayken çok sevdiğiniz bir yerden geçtiğinizde radyoda güzel şarkı çalsın istersiniz ya. Bu da öyle bir şey. Tünelden geçerken bilmedikleri bir şarkı çalıyor ama çok beğeniyorlar. Film boyunca bu şarkıyı arıyorlar. Filmin sonunda da açıklanıyor. David Bowie’den Heroes’muş meğer. Cuk oturmuş bence.


Kaliteli müzik bir filmi size beğendirebiliyor ve hafızanızda iyi etki bırakabiliyor…

Mutlaka izleyin, aman es geçmeyin demeyeceğim ama bir şans verebilirsiniz. Özellikle içine kapanık biriyseniz, ”elbet bir gün birileri de benim kabuğumu kırmayı başarabilecektir” diyeceksiniz.

Film Tavsiyesi - Adalet Peşinde

Film izlemeye uzun zamandır vakit ayıramıyordum. Geçen gece uykum kaçtı, bir arkadaşın tavsiye ettiği filmi izlemeye karar verdim.
Filmin adı : Adalet Peşinde. (Law Abiding Citizen).  2009 filmi. Başrolde Gerard Butler var. Imdb puanı da 7.2


Adalet Peşinde Nasıl Bir Film?

Film, eşi ve çocuğu bir hırsızlık olayında vahşice öldürülen bir adamın adalet arayışını anlatıyor.

Olayda suçlu iki kişi var. Pasif olan idam cezasına çarptırılırken, cinayeti işleyen asıl kötü az bir cezayla hapisten çıkıyor. Adalete inancını kaybeden adam da kendi adaletini uygulamaya koyup bu işte parmağı olan tüm savcı, avukat tayfasını temizlemeye başlıyor.
Film ilk başta çok heyecanlı başlıyor. Aksiyonlu bir giriş ve gelişmeden sonra çok bayık bir sonla bitiyor.


Açıkçası beklentimi karşılamadı. Neden mi? Filmin sonunu izlerken bu böyle bitmemeliydi diyor insan. Çok hızlı gelişen olayların sonunda son kısım biraz aceleye getirilmiş gibi… Her şeyi önceden planlayan bir adam nasıl olur da bu tongaya düşer biraz anlamsız olmuş. Bu yüzden başlarındaki aksiyon sonlara doğru azalıyor ve benim gibi çok geç saatte izleyenler uyuklayabilir. Genelde Amerikan filmleri başta durağan sonlara doğru aksiyon dolu olur ama bu film için tam tersi geçerli.

Ama yine de aksiyon filmi seviyorsanız çıtır çerezle iyi gider bu film..

10 Ekim 2013 Perşembe

Sinemaya bir de Hindistan'dan bakın...

Hint Sineması… Herkes için kocaman bir ön yargı olduğuna eminim... Garip kıyafetler, yerli yersiz dans etmeler falan, hiç gerek yok  diyorsunuzdur belkide... 
Haydi, gelin bu ön yargıyı bugün bir kenara bırakalım.

Bilen bilir tam 3 ay Hindistan’da Mumbai’de yaşadım. 
Bir gün Hintli arkadaşlarla sinema üzerine konuşuyorduk. Hint filmleri şöyle güzel böyle güzel anlatmaya başladılar. E ben de Türk sinemasından bahsettim onlara. Ama şunu belirtmek isterim ki Türk filmleri için İngilizce alt yazı bulmak çok zor. Bu nedenle benim Türk sinemasını pazarlama çalışmalarım pek bir işe yaramadı. Tek bir film izletebildim. O da “Aşk Tesadüfleri sever”. Neyse ki Mehmet Günsur Hindistan platformundan 10 tam puanı almayı başardı:)
Ama onlar Hint filmlerini bana çok güzel pazarladılar. Öyle ki Hindistan’da olduğum süre boyunca sadece hint filmi izledim.

İlk izlediğim film Rab Ne Bana Di Jodi’ydi. Hint sinemasına giriş yapmak istiyorsanız siz de bu filmle güzel ve hafif bir başlangıç yapabilirsiniz... 

Gelelim filme…

Rab Ne Bana Di Jodi (A Match Made By God)-2008: Bu filmi sanırım 5 kere izledim. Çok mu muhteşem bir film? Hayır. Ama çok doğal, çok sıcak bir film. Yaklaşık 3 saatin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Öyle akıp gidiyor. Film başrol oyuncusu Hindistan’da kral olarak bilinen Shahrukh Khan. 80'den fazla filme imza atmış, yönetmenlikten senaristliğe her işe soyunmuştur. 


Konusuna gelince:

İçine kapanık, sessiz ve sakin Surinder, eski öğretmenin kızının düğününe katılır. Ve ilk görüşte öğretmeninin kızı olan hayat dolu Taani ye aşık olur. Kaderin işine bak ki bir şekilde Surinder,  Taani ile evlenir.
Bu evlilik Surinder'i çok mutlu etse de, Taani için içinde aşk olmayan, tatsız, tuzsuz formalite icabı bir şeydir.
Bir gün Taani dans etmeyi çok sevdiği için şehre yeni gelen dans okuluna yazılmaya karar verir. Ve Surinder'de kılık değiştirerek (ama ne değiştirmek) kursa yazılır.
Olaylar gelişir de gelişir… Bir insanın aşk için yapabileceklerini o kadar yalın ve masum bir dilde anlatıyor ki göz doldurmaması mümkün değil. 



Romantik komedi sevenler için kaçırılmayacak bir film. İzleyin, görün efendim.

En unutulmaz Replikler:

Ben asla seni herhangi bir şey için zorlamadım,
Bugün yapacağımı mı sanıyorsun... Ayrılmadan önce sana bir şey söylemem gerek...
Hayatta bazı ilişkileri biz yaparız ve bazıları da Tanrı tarafından yapılır.
Tanrı senin için Surinder'i seçti. Gerisi senin kararın...

Punjab Power, lighting up your life!




Ayrıca Filmin müzikleri de dansları da çok keyifli ve hiç bir şekilde sıkılmıyor insan.

Müzikler için:
https://rapidshare.com/files/1277950767/rab_ne_bana_di_jodi_ost.rar



01. Tujh Mein Rab Dikhta Hain - Roop Kumar Rathod

02. Haule Haule - Sukhwinder Singh
03 .Dance Pe Chance - Sunidhi Chauhan, Labh Janjua
04. Phir Milenge Chalte Chalte - Sonu Nigam
05. Tujh Mein Rab Dikhta Hai - Shreya Ghoshal
06. Dancing Jodi - Salim-Sulaiman


Hint sinemasının diğer filmleri için beni takipte kalın. 

4 Ekim 2013 Cuma

Breaking My Dark Passenger

Her güzel şeyin bir sonu var ne yazıkki. Bu senede iki güzel dizinin finallerini yaptık. Biri ailemizin seri katili dexter, diğeri de dizi tarihine altın harflerle adını yazdırmış, imdb’de gelmiş geçmiş en iyi 2. Dizi olarak listeye giren Breaking Bad.
Pazartesi sendromunu ortadan kaldırma gücüne sahip bu diziler bittiğine göre, artık doya doya yaşarım sendromumu.


7 senelik Dexter'ın en iyi sezonu tartışmasız 2009’daki  John Lithgow’lu 4.sezondu.  Zaten Lithgow’da aynı sene “Outstanding Guest Actor in a Drama Series” dalında Emmy ödülünü kazanmıştı.


Şimdi burada spoiler veripte izlemeyen arkadaşlardan küfür yemek istemem. Ama izleyin pişman olmazsanız. Sinematografik açıdan oldukça başarılı, senaryo ve  geçişler üzerinde iyi düşünülmüş. Ayrıca Dexter Morgan’ın iç sesi, Debra Morga’nın bozuk ağzı,Masuka’nın bel altı muhabbetleri dizinin tadı,tuzuydu. Final bölümüyle birlikte biz de veda ettik Dark Passenger’ımıza… Hoşçakal Dex, iyinin dostu, kötünün katili..



Gelelim Breaking Bad’e. Yok böyle bir şey... Her bölümünde vay anasını sayın seyirciler modundaydım. Bir sonraki pazartesiyi beklemek işkence gibiydi. Bırak sendromu falan pazartesi gelsin diye takvimlere çentik atmaya başlamıştım.


Orta halli, sıkıcı, herkesin okul hayatında karşılaşmış olduğu mıymıntı öğretmen tipi Walter White. Böyle gözlüğünden tut, tipinden, ses tonundan falan daha ilk görüşte bunun dersinde sağlam uyunur görüşü uyandırır insanda.


Akciğer kanseri olduğunu ve tedavi için hiçbir ümit olmadığını öğrenince işler değişir. Ölmeden önce ailesine geri de daha iyi bir hayat bırakmak için didinir de didinir :). Dizinin başında mıymıntı diye baktığımız adam birden ülkenin en büyük uyuşturucu tacircisi olur çıkar :). İşin komik yanı bacanakta narkotikte çalışmaktadır.

Dizinin senaristi Vince Galligan harika bir iş çıkarmış. Bundan sonra sıkı takipteyim. Tek bir diziyle ne yapsa izlenir statütüsüne ulaşmıştır kendisi benim için.
Ayrıca dizinin Türkçe çevrisini yapan her bölüm başında ‘yo iyi seyirler yo – taşkano’ girişiyle bizi gülümseten ancak son bölümde yo elvada yo – taşkano yazısıyla da bizi hüzünlendiren, taşkonaya da buradan teşekkürü borç bilirim.
Size de tavsiyem Amerikan dizilerini seviyorsanız her iki diziyi de izleyin, izletin efendim.


Saygılar yo!


 

Bumerang

Bumerang - Yazarkafe