Ads 468x60px

NEREYE GİTSEM? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NEREYE GİTSEM? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2014 Pazartesi

Amsterdam'ı Yaşa

Bir akşam çok yakın aile dostlarımızla oturmuş çay, pasta takılırken karar verdik. Haydi tatile çıkalım!
Sanki hemen gidecekmişiz gibi bir anda kendimizi heyecana kaptırdık ve bütün gece bu muhabbeti yaptık. “Nereye gidelim? Kaç gün kalalım? Turla mı gidelim?”...Tabi o akşam bu soruların hepsine cevap vermemiz imkansızdı. Ama rotaya karar verdik. Hollanda turu yapacaktık.
Daha sonra birçok gece, gece yarılarına kadar bol kahkahalı sohbetlerle birlikte tüm turumuzun planını en ince detayına kadar saat-saat çıkardık. Tatil bizim için bu gecelerde çoktan başlamış gibiydi.
Tatile Çıkmadan Önce Neler Yaptık?
Öncelikle Hollanda haritasını karşımıza aldık. Nerelere gidilir, neyle gidilir bir güzel araştırdık. Dördümüzünde zevklerini içerecek şekilde ziyaret planımızı oluşturduk. Ancak tatilimizi biraz daha uzatıp hazır Shengen’de olacakken bir ülke daha görelim dedik ve Hollanda’dan sonraki durağımızı: Belçika’yı seçtik. Belçika - Brugge, Gent güncemi ayrıca ekleyeceğim...
Hollanda’da gezeceğimiz yerleri belirledikten sonra otel ve ulaşım yollarını araştırmaya başladık. Uçak biletimiz Pegasus’un uç-uç günlerine denk getirdik ve oldukça uyguna geldi diyebilirim.
Otel için ise hummalı bir booking.com araştırması yaptık. Amsterdam’da Ibis otelleri çok yaygın. Biz de tercihimizi bu yönde yaptık. Açıkçası otel konusunda hiç pişman olmadık. Temiz bir otel, güler yüzlü personel, başarılı kahvaltı. Daha ne isteyelim.
İlk gün için seçtiğimiz otel Ibis Amsterdam Stopera: Merkeze  15-20 dk yürüyüş mesafesinde , tramvaya 5 dk’lık uzaklıktaydı.
Son akşam ise, uzaklık belki ertesi gün uçak telaşına neden olur, daha rahat gezelim diye Ibis Amsterdam Centre’yi tercih ettik. Merkezinde olan otel biraz daha pahalıydı ama kesinlikle verdiğiniz farka değecektir.
Hollanda’da ulaşım oldukça rahat ve bol seçenekli ama biz rahatımıza düşkün insanlar; gönlümüzce yollarda durup fotoğraf çekebilelim, istediğimiz yerde durup kalkabilelim istedik ve araç kiralama şirketlerini de araştırdık. Gerçi sonrasında bu işi Amsterdam’da hallettik.
Şiddetle tavsiye ediyorum. Belçika’ya da kiraladığımız araçla gittik. Ford Focus Station kiraladık. Araç çok bakımlı ve tertemizdi. Yollarda çok düzenliydi.  Araç kiralamak isterseniz merkezde tren istasyonun orda ya da hava alanında bir çok kiralama şirketi bulabilirsiniz.
Uçak tamam,  otel tamam,  vize işlemleri tamam. Artık yolculuğa hazırız.
İlk Durak Amsterdam:
Sabahın erken saatlerinde bindiğimiz uçak Schipol hava alanına inmeden önce, uçaktan dışarı baktığınızda muhteşem bir manzara sizi bekliyor.
Aslında hepsi insan eliyle açılmış muhteşem kanallar… Yeşilliklerin içinde minik minik evler…
Bu kanalların yapılma nedeni deniz suyunun şehrin içine dağıtılması ve bu şekilde su basmasını önlemekmiş. Ama her yıl belli bir oranda aşağı doğru kayıyormuş şehir.
Schipol: hem hava alanı, hem tren istasyonu hem alış-veriş merkezi aslında. Schipol hava alanında şehir merkezine trenle 15 dk’da ulaşabiliyorsunuz.
Merkeze vardıktan sonra hemen tren istasyonun karşında şehir içi otobüs, tramvay ve metroda kullanabileceğiniz bilet için GVB’nin satış noktasını görebilirsiniz.
Otele yerleşme faslından sonra hemen merkeze dönüp kanal turuna katıldık.
Kanal turunu ilk gün yapmanızı tavsiye ederim. Çünkü kanal turunda şehri kaba hatlarıyla gezmiş ve görmüş oluyorsunuz.
Kanal Turu içi tercihimiz ‘’Rederij Plas’’  şirketiydi. Biz memnun kaldık. Fiyat - performans olarak en başarılısı oydu.

Kanal üzerinde gezerken “Boat House” – Tekne evleri görüp özenmemek mümkün değil. Çok şirinler.
Bot Evler
Birçok genç tekne kiralayıp şaraplarını yudumlarken günün tadını çıkarıyordu. Hep derim suyun olduğu yerde huzur var arkadaş.


Bazı Kanallar Açılabiliyor
7 Kanal İç İçe
Evlerin hep yamuk yumuk olduğunu gördük. Bunun nedeni binaların eski yapı olmasından dolayı içlerinde asansör bulunmayışı ve evlerin çatılarına yakın yerlerdeki kancalarla eşya taşındığını öğrendik. Zamanla da evler yamulmuş gitmiş.
Kanal turumuzdan sonra yürüyüşe başladık.
Amsterdam o kadar küçük bir şehir ki, İstanbul’da 10 yıldır yaşıyorum hala bir çok yerini bilmiyorum, ama Amsterdam’da 1 hafta kalın, her yeri avucunuzun içi gibi bilirsiniz.
Amsterdam’da Yapmadan Olmaz Dediklerim:
aMutlaka Patates kızartmasını deneyin: Tavsiyem soğan ve özel köri soslu patates kızartması. Biz en çok “Vlaamse Frites” markasını beğendik.

aVondelPark’ta yürüyün: İsterseniz bisikletle de gezebilirsiniz. Ama yürüyüp fotoğraf çektirmek ve çimlere uzanmanın da tadı başka doğrusu. Burada muhteşem evler görebilirsiniz.


aDam meydanında sıcak çikolata eşliğinde dolaşmaca:  Amsterdam meydanlar şehri ise burası da en kral meydan diyebiliriz. Burada  Amsterdam Kraliyet Sarayı(Koninklijk Paleis), bal mumu heykeller müzesi Madam Tussaud , ve en büyük alışveriş merkezlerinden “DebijenKorf”  var. Bunların yanı sıra  animatörleri de sık sık gösteri yaparken görebilirsiniz bu meydanda. Sıcak çikolatacı da kraliyet sarayının hemen sağında kalıyor :)


Dam Meydanı
aÇiçek Pazarından Sarı lale, al sende: Mazhar Alanson buradan almış sevgilisine. Sen de al. Hatta acayip güzel magnetler var burada. Onlardan da al. Ben tercihimi ahşap ev şeklinde olanlardan yaptım. Çok da güzel oldu. Çiçek Pazarı Munt Plein yakınlarında.


Tahta Magnetler Şahane
aRembrandtplein’de bir drink al kendine: Burası çok turistik ve genelde barların ve kafelerin olduğu bir cadde. Meydanda yer alan heykellerle de samimi poz vermeden olmaz. Tüm japon turistlere siz de katılın :)



aBegijnhof’da huzuru bul: Burası bir küçük bölge aslında. Şehrin içinde ama şehrin gürültüsünden uzak eskiden rahibelerin yaşadığı evlerin bulunduğu bir site de diyebiliriz. Artık rahibe pek kalmadığı için yalnız yaşayan kadınlar kalıyormuş genelde burada. Ayrıca 34. No'lu eve de dikkat. Amsterdam’ın en eski eviymiş burası.

34 No'lu Ev
aRed Light District görülmeden dönülmez:  Dünyanın çivisi çıkmışsa, buradan çıkmıştır. Mekan nehir kıyısında kırmızı ışıkların altındaki vitrinlerde dans eden  hayat kadınlarıyla dolu. Bölge tamamen polis koruması altında ve 24 saat kameralarla izlenmekte Fotoğraf çekmek de kesinlikle yasak. Ve en ilginç yanı sadece dünyada tek olması değil, 7 den 70’e bir çok insan bölgeyi Pazar yeri gibi gezmektedir. Yalnız tavsiyem çok geç saatlerde gitmeyin. Ortam biraz tenhalaşıyor ve turistik olmaktan çıkıyor.
Red Lights District'te Şehrin En Dar Sokağı
aI amsterdam yazısıyla bir fotoğrafın olsun: Yazı iki yerde var. İlki Waterloo Plein civarında. Metroya çok yakın. Ama asıl turistik olan Rijksmuseum’un karşısında olan I amsterdam yazısı. Bir harf içine gireyim de fotoğrafım olsun diyorsan kalabalıktan sıyrılman gerek.


Rijksmuseum
WaterlooPlein
a Müze merakın varsa, 1 gününü müzeye ayır: Rijksmuseum, Van Gogh, Heineken, Anna Frank House, Madam Tussauds…Özellikle Museum Plein’de 1 gün çok rahat geçer. Biz tercihimizi müzesiz bir gezi olarak yaptık. Bu nedenle merakı olanlara tavsiye edebilirim sadece. Merakınız yoksa, boş verin şehri gezin:)

aLeidseplein  de bir yemek molası ver: Kaliteli restoran ve alışveriş merkezlerinin olduğu meydan burası. Hediyelik eşya alışverişinizi buradan yapabilirsiniz. Ama biraz pahalı kaçabilir.
 Adını Hatırlamadığım Restorandan Bir Kare

aDutch Dondurmasına doyama: Çiçek Pazarına çok yakın bir yerde ana cadde üzerinde keşfettiğimiz butik Dutch dondurmacısı. Seni unutmayacağız:)

aCoffee Shoplarda seçici ol: Amsterdam’da özellikle nehir tarafında bir çok coffee shop göreceksiniz. Bunlardan en ünlüsü ve bir çok şubesi olan ise “Bulldog”. Bu coffee shoplarda esrar ve esrarlı yiyecekler bulabiliyorsunuz. Ve tamamen legal. Ve  kafeye giriş yapabilmeniz için 18 yaşından büyük olmanız yeterli.

aAmstel nehrine karşı oturup gelen geçeni izle: Malum genç değiliz hiç birimiz. Bol bol nehir kenarlarındaki banklarda oturup atıştırdık.Hatta Türk usulü çekirdek bile çitlettik :) Ama bunun da ayrı bir keyfi var kesinlikle. Tekneyle geçen gençler, köprülerin ve evlerin nehre yansıyan muhteşem görüntüsü… Bırakın zaman aksın...



Bizim Amsterdam duraklarımız böyleydi. Ve gerçekten çok eğlendik. En önemli tavsiyem mutlaka bir arkadaş grubuyla gitmeniz Amsterdam’a. O kadar dolu dolu ve eğlenceli geçti ki… Üstelik zevklerimize göre yaptığımız programımız da bizi hiç yormadı ve şehirden çok keyif almamızı sağladı…
Amsterdam’dan sonraki Hollanda duraklarımız: Marken-Volendam, Zaanse Schans ve Keukenhof yazım da yakında yayında…






6 Ağustos 2014 Çarşamba

Bayram'da Gönen - Ayvalık/Sarımsaklı - Erdek


Bu sene bayram tatili 3 gündü. 2 günde izin alınca hafta sonuyla birlikte 9 günlük tatilimiz oldu. Tabi tüm planlarımız hep son ana kaldığı için, nereye gideriz, ne yaparız hiç bir fikrimiz yoktu. 

Trafik de ayrı sıkıntı. Hem gidiş, hem dönüş yolunda uzun saatler trafikte bekleme olasılığımız oldukça yüksekti ve Burak'la birlikte bu süreci nasıl atlatabiliriz muammaydı.

Biz de Cuma akşamı başladık plan yapmaya. Bir kere Cumartesi günü yollar çok kötü olacağından Pazar günü çıkmak en iyisi olacaktı. İyi ki de öyle yapmışız çünkü cumartesi günü yola çıkan annemler 6 saatte ancak İzmit'e varabildiler.Pazar günü istikametimiz Balıkesir- Gönen'di. Hiç bir yerde trafikle karşılaşmadan tam zamanında Gönen'e ulaştık. 

Yol üzerinde Bandırma'ya uğradık ve çocukluğumdan beri gerçekleştirdiğimiz bir Bandırma klasiği olan  "Tarihi Bandırma İskendercisi (İsmail Usta)" ya gittik. Bir gün yolunuz düşerse mutlaka denemelisiniz.




İskenderlerle, midemiz bayrama erken başlamış oldu ve Gönen için yola koyulduk tekrar.

Gönen'inin yeri benim için apayrıdır. Çocukluğumun en güzel bayramları hep Gönen'de geçti. Ve şimdi de oğlumla ve eşimle birlikte bayram ruhunu yaşıyoruz burada.

Yine bir Gönen klasiği olan Kuğulu parkta Arjantin limonatamızı içmeyi de atlamadık.





Gönen'de Çarşamba gününe kadar kaldık. Büyüklerimizi ziyaret ettik, miniklerimize hediyeler verdik ve Anneannemi de alıp Ayvalık- Sarımsaklı'ya gitmek için yola koyulduk.

Gönen'den Ayvalık'a giderken 3 yol alternatifi var. Siz siz olun kısa gibi gözüksede kesinlikle kestirme köy yollarından gitmeyin. Safari'den farkı yok. Hızımızı saatte 30 km 'ye indirmek zorunda kaldık. Manyas yolunu seçseydik muhtemelen daha güvenli ve daha hızlı bir şekilde Ayvalık'a varacaktık.

Sarımsaklı'da Grand Hotel Temizel'de kaldık.

                                        

Biraz otelden bahsetmek istiyorum. Sarımsaklı'daki tatil köyü konseptinde olan en büyük otel burası. Tabiki Antalya'dakilerle kıyaslamamak gerek lükslük bakımından. Ama burası da oldukça yeterli bir otel.

Özellikle çocuklu aileler için biçilmiş kaftan. Burak çok hareketli olduğu için tatile çıkarken oldukça tedirgindik. Tatilden daha yorgun dönme ihtimalimiz çok yüksekti. Ama pek de öyle olmadı. Tabi bunda anneanneminde etkisi çok yüksek. Uyku saatlerinde biz denize giderken, anneannem odada Burak'la birlikte kaldı. Ama odalar havuza ve denize çok yakın olduğu için uyanır uyanmaz yanına gidebildik.

Otel personeli oldukça sıcak ve yardımseverdi. Herşey dahil konsept olduğu için de yemek konusunda hiç bir sorun yaşamadık. Burak için her saat sebze,meyve, süt bulabildik. Ayrıca yemeklerde mama sandalyesi de olduğundan yanımızda rahat rahat oturtabildik.Odalara bebek karyolası da verebiliyorlar. Böylece uyku da bizim için problem olmadı.

                   

Akşam mini clupta diğer çocuklarla dans ettik. Gerçi Burak sağolsun dans etmek yerine tırmanmayı tercih ettiği için, amfi tiyatronun en tepesine tırmanmakla meşguldu. Daha sonra Burak'ı büyük annesiyle birlikte uyuttuktan sonra, havuz başında canlı müzik- gitar eşliğinde eşimle dinlenebildik. Geç saatte de tavla oynarak günü kapattık.



Ayvalık denizi soğuk olur normalde ama bu sene oldukça iyiydi. Temmuz'un son haftası ve Ağustos aylarında giderseniz hiç üşümeyecekseniz. Burak normalde banyoyu çok sevmese de bu tatilden sonra suyla daha çok haşır neşir olarak banyoyu da sever oldu.




Yani bu tatil korktuğumuz gibi geçmedi. Burak yanımızda olduğundan yeteri kadar rahat olamayız, hep onun peşinde koşarız diye düşünürken, aksine çok huzurlu bir tatil geçirdik. Burak içinde oldukça keyifli bir tatil oldu. Kumlarla oynarken, babasıyla denizde, havuzda yüzerken neşesi görülmeye değerdi.İyi ki gelmişsin kuzum :)

Cumartesi akşamı otelden ayrıldık ve Erdek'e yola koyulduk. Erdek'te çarşıya yakın bir yazlığımız var. Eve geldikten sonra biraz çarşıda gezelim hem de yemek yiyelim diye dışarı çıktık.


Erdek'te yine çok sevdiğim Ö.G.S tostçusuna gittik.İki adet "Rıfkı" tostu yedikten sonra öyle bir yağmur başladı ki...Eve çok yakın olsakta yaklaşık 1 saat beklemek zorunda kaldık. Hadi biz ıslansak neyse de Burak'ın ıslanmasına kıyamadık. Ama en son Ö.G.S'den aldığımız poşetlerle birlikte hazırda yağmur azalmışken eve koştuk.





Sonuç olarak bayram tatili bizim için oldukça keyifli geçti diyebiliriz. Herkesin de geçmiş bayramını kutlu olsun... Bir sonraki bayram maceramız için takipte kalın. Sevgiler....








4 Şubat 2014 Salı

Bölüm 1. Farklı Bir Dünya Hindistan


Bugüne kadar 13 farklı ülke görmüş olmama rağmen Hindistan için sadece bir ülke demek doğru olmayacaktı. O kadar geniş bir coğrafyaya sahip olan, dünya nüfusunun yaklaşık %17’sinin bu topraklarda yaşadığı, çeşit çeşit dil, din, ırk barındıran küçük bir dünya, bambaşka bir boyut Hindistan benim için.

2011 yılında gittiğim Hindistan’da 3 ay boyunca Mumbai‘de (Bombay) yaşadım. Mumbai Hindistan'ın en büyük Dünya'nın 3. Büyük şehridir.

Peki neler gördüm neler yaşadım bu metropolde? Anlatmakla bitecek gibi değil aslında. Ama Hindistan'ı benim gözümden net bir şekilde anlamanız için ve eğer yolunuz düşerse nelerle karşılaşacağınızı kestirebilmeniz için maddeler halinde anlatmaya çalışacağım tecrübelerimi.





Hindistan'a Gitmeli misiniz?

Şansınız varsa mutlaka gitmelisiniz. Çünkü TV’de gördüğünüz hiçbir şeye benzemiyor buradaki yaşam. Biz hep Avrupa ve Amerikan stili yaşamlara şahit olduk. Filmlerde, gazetelerde hep batı kültürüyle yetiştirildik ve doğu bize hep ilkel geldi. (En azından ben bu fikirdeydim.) Evet doğu, batıya göre ilkel, yaşam standartları düşük ama her yönüyle doğu çok daha mistik ve sürprizlerle dolu. Tüm yargılarınızı değiştirmek gibi bir misyonu var doğunun.
Şayet hassas bir kişilikseniz, yani ben her şeyi yiyemem, kokular beni çok rahatsız eder, temiz olmayan yerlerde duramam derseniz sakın gitmeyin bu ülkeye.Kesinlikle size göre değil, ve hiçbir zaman da size göre olmayacaktır.

Hindistan'a Nasıl Gidilir?

Hindistan'a nasıl gidileceğini senden öğrenecek değiliz dediğinizi duyar gibiyim:) Çünkü ben ilk gidişimde pasaportla ilgili bir sorundan dolayı ülke sınırından geri çevrildim ve geldiğim uçakla Türkiye’ye geri postalandım. 1 hafta sonra aynı pasaportla tekrar ülkeye giriş yaptım. Bu sefer hiçbir sorun yaşamadan :). Doğunun ilk sürprizi bu oldu bana.
Mumbai – İstanbul arası yaklaşık 5,5 saat uçakla. Herhangi bir aktarma olmadan direkt uçuşla gidebiliyorsunuz. Yerel saat farkı da 3,5 saat. Mumbai ileride. Çok jet-lag lik bir durum yok ortada yani.

Hindistan’da Gözlemlerim ve Deneyimlerim


1. İlk havaalanına girişte, aman Allah’ım ben nereye geldim böyle dedim. Havaalanında yerde yatan yüzlerce insan, yerler halıfleksle kaplanmış, baharatlı keskin ve kötü kokular yayılmış her yere. İçim de hafif bir bulantı. Hayır olsun bakalım 3 ay burdayız artık.

2. Bunlar İngilizce mi konuşuyor? Hayır onlar ingilizce konuşuyorsa bize okulda ingilizce diye başka bir dil öğretmiş olabilirler mi? Zira ben bunların söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum. Hayır olsun bakalım 3 ay burdayız artık.

3. Yağmur yağıyor. Tam da Muson’a denk geldim. Ama hava çok sıcak 35 derecelerde tahminim. Yağmur damlaları da yakıyor sanki. Hayır olsun bakalım 3 ay burdayız artık.

4. Hey parmak arası terlik burda da çok modaymış. Herkes şıpıdık terlikle dolaşıyor. Ama buradaki trend farklı. Beyaz çorapla kombinlemişler terliği. Hayır olsun bakalım 3 ay burdayız artık. Olmadı biz de böyle takılırız:)

Yağmurdan kaçarken, Musona tutuldum.


5. Ya putperest mi şimdi bunlar? Ne ilginç putlar böyle. Acaip vücutlar fil başlı, bol kollu, makyaj fazla abartı. Maharastra (Mumbai’nin olduğu eyalet) eyaletinin en sevilen ve ünlü tanrısı Ganesh. (Töbe Yarabbim) Bir gün elinde herkesin küçük Ganesh heykelcikleriyle okyanusa girdiklerini ve heykelleri suya bıraktıklarını görmüştüm.
Sayılarını kendileri de bilmiyor ama bir 300-500 tanrı var. Hepsinin ayrı ilginç hikayeleri ve özellikleri var. Ganesh için detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gane%C5%9Fa

Ofisimizin girişinde yer alan Ganesh. Her geçen önce ayakkabılarını çıkarır, dua eder ve biraz para bırakır. 
Arkadaki duvarın rengide sürekli tütsü dumanından maruz kalmaktan kararmış.

6. Neyse ingilizce konuşma tarzlarına biraz alıştım. Ama galiba artık bir daha asla eskisi gibi ingilizce konuşamayacağım sanırım.

7. Sürekli aynı kafa sallama şekli. Evet mi diyorlar Hayır mı yoksa Bilmiyorum mu diyor belli değil. Neyse anlaşıcaz artık bir şekilde.

8. Baharatlar ve soslar. Biraz fazla abartılı. Özellikle masala  sos ve coriender denilen yeşil bitki.Her yerdeler. Bütün yemekler aynı o yüzden. Mesela masalalı pizza, masalalı ekmek… Coriender zaten default her yerde her şeyde. Bu kadar kötü kokan bir otun ne işi var yemekte. Her seferinde üstüne basa basa coriender koymayın desek de sanki inadına, “seveceksiniz ve paşa paşa yiyeceksiniz arkadaş o corienderi” der gibi yemeklerimize boca etmeniz…Çok ayıp…Biz hiç sizi gelin Türkiye’ye de vejetaryen midelerinize şöyle sağlam bir kokoreç ile cila atalım diye zorladık mı?

9. Kıyafetler çok ilginç. Yöresel kıyafetin adı Sari. Zaten Hindistan’nın sloganı “Clorful India”. Gömlekler çingene pembesi, turuncunun dibi, fıstık yeşili, zart kırmızısı, zurt mavisi.



10. Sokaklar genel olarak pis. Araçla gezerken çıplak çocukların yağmur sularıyla yol kenarlarında yıkandıklarını görebilirsiniz. Bir yanda da çok lüks arabalar yanınızdan geçebilir. Kast sistemi çok belli ve çarpıcı.

Burası bizim evimizin manzarası. Evimiz en lükslerinden birinde olsa da pencereden bakınca kastın en altındakileri görebiliyoruz.

11. Çok lüks oteller ve lokantalar var ve Türkiye standartlarına göre fiyatlar çok ucuz. Kendimi çok şımartılmış ve trilyoner hissettim :)
12. Tuktuklar ve Taksiler. Her yerdeler. Benzin fiyatları öyle ucuz ki şöyle düşünün istanbul’dan Bursa’ya taksiyle 5 TL’ye gitmek gibi :) Yani şaka gibi.

Tuktuk

13. E Hindistan’a gelmişken bir masaj yaptıralım dedim. Thai masajını merak ediyordum. Çok iyi oldu temiz bir dayak yedim çıktım. Meğer tarz bu şekildeymiş:) Aman diyim uzak durun.

14. Elektronik cihazlar da uygun. Diğer herşey gibi. Ben bir fotoğraf makinesi aldım geldim:)

15. Güzel olan kızları gerçekten çok güzel, hiç böylesini görmedim dersiniz, güzel olan erkekleri, pek de güzel değil.

16. Sokak hayvanları dersek: Kedi, köpek yok. Onların yerine bolca kedi ve köpek büyüklüğünde sıçanlar var. Sanırım sıçanlar kedi ve köpekleri yemiş. Bunlar Hinduizm de kutsal oldukları için öldürülmüyorlar. Hiç unutmam bir gün çok şık bir restoranda yemek yerken sıçanın biri geldi geçti yanımızdan. “Afiyet olsun bacılar” dedi, gitti.Biz de öylece baktık.


17. Breezer: Mumbai’ye özel bira. Böyle şeker gibi lolipop gibi süper tatlı bir içecek. Ama alkol oranı yüksek. Yani aman muzlu süt gibi içmeyin çarpar.



18. Meyveler. Ah o meyveler. Tropikal dünyanın meyveleri. Bugüne kadar ben hiç muz yememişim dedirten muzlar, dragon fruitlar, lycee ler, mangolar… Çok özlüyorum sizi çok.

Dragon Fruit

Lycee Fruit

19. Alışveriş merkezi: Phoenix. Çok güzel ferah ve çok iyi markaları ucuza bulabileceğiniz A kalite bir alışveriş merkezi bence. Her şey bulabiliyorsunuz hem de çok ilginç markalar da var.




20. Bandra. Mumbai de bir yerleşke. Bizim Bağdat Caddesi gibi bir yer. Gece hayatının kalbi ve ünlü markalar hep burda. Zenginlerin mekanı. Buradaki gece kulüpleri mankenler ve artistlerle taşıyor. Biz en sık trilogy denilen bir mekana gidiyorduk. En lükslerinden birisi de oydu.

Trilogy

21. Yemek konusunda bahsetmeden geçemeyeceğim. Bandra yakınlarında Mahesh denilen bir lokanta vardı. Orada yediğim balık, yengeç ve ıstakozlar için ben tekrar giderim Hindistan'a arkadaş. Deniz ürünleri her restoranda ülke genelinde çok başarılı zaten... Karidesler, sushiler...nam nam nam...

Mahesh Restaurant

Cinayetten Önce

Cinayet Mahali

22. İnsanlar genel olarak çok sıcak ama yaşam tarzları çok farklı. Olsun yine de çok iyi dost olabilecek iyi huylu insanlar. Bir çok arkadaşımla hala görüşürüm,haberleşiriz. Vefalı insanlar.

Şimdilik bu ilginç dünya ile ilgili aktaracaklarım bu kadar. “Hindistan’da Nereyi Gezip Gördüm?” ve “Hindistan'daki Ev ve İş yaşantım” hakkındaki bilgiler için bir sonraki Hindistan yazımı bekleyebilirsiniz. Ya da beklemeyin, ben yazınca haber veririm :)









4 Kasım 2013 Pazartesi

Şifalı Sularda Şifayı Kaptım

29 Ekim tatili 4 gün olunca haydi bir yerlere gidelim dedik. Gitmeden 1 ay önce araştırmalara başladık. Bu seferki tatilde Burak da bizle geleceği için seçim konusunda çok zorlandık. Uzak olmasın, kaldığımız yer rahat olsun, sıcak olsun gibi birçok kriterimiz vardı. Ve sonunda arkadaşım Emre'nin de tavsiyeleri üzerine Sarot Termal Devre mülkleri’ne gitmeye karar verdik. 2 aile gittik. Emre, eşi, kızı, minik oğlu ve biz :) 

Sarot İstanbul'a yaklaşık 280 km. Sabah erkenden yola çıktık. İlk durağımız kahvaltı için Maşukiye oldu. Maşukiye’nin en iyi köy kahvaltıcılarından biri olan Yazıcı Köy Evin’de krallara layik bir kahvaltı yaptık. Şansımıza da hava çok güzel olduğu için mekandaki şelale ve oyun parkının da tadını çıkarabildik. Otantik bir havası var buranın. Suyu testiden içiyorsunuz. Bir yanınızda şelale çağlarken öteki yanınızda semaverde çay demleniyor. Sadece kahvaltı değil geç saatte gittiyseniz alabalıkta yiyebiliyorsunuz. Kahvaltıdan sonra çocuklarla oyun parkında biraz eğlendikten sonra yolumuza devam ettik.







Sarot’a geldiğimizde tamam dedim. İstediğim tatil işte budur. Kaldığımız devre mülk kocaman ve tertemizdi. İçerisi o kadar sıcaktı ki, soğuk olur diye yanımıza aldığımız kışlıkları boşuna taşımışız dedim. Devre mülkte kalanlar otel kısmından faydalanabiliyor. Ayrıca içeride alışveriş merkezi olduğu için ihtiyacınız olan her şeyi oradan da karşılayabiliyorsunuz. Evin içinde tüm mutfak malzemeleri var. 





Dilerseniz otel de yemek yiyebilir dilerseniz kendiniz evde de yapabilirsiniz. Madem 4 günlüğüne geldik yemekle falan uğraşmayalım otelde yiyelim dedik biz. Sabah+akşam yemeği açık büfe  kişi başı 22 TL gibi çok uygun bir fiyat. Ayrıca her şey çok lezzetliydi. Bir gün de otele 3 km uzaklıkta ormanın içinde alabalık çiftliğine gittik. Çocukları balıklarla tanıştırdık :)




Otelin içindeki termal havuz, sauna, buhar banyo, hamam gibi aktiviteler de ücretsiz.

Termal havuz tam bana göreydi… Havuz ilk önce kapalı havuz gibi görünse de yüzerek dışarıya çıkabiliyorsunuz. Buz gibi havada sıcak su keyfi ayrı güzelmiş.

Bu arada gideceklere uyarı: bayan – erkek havuzları ayrı. Ama aile havuzu olarak adlandırılan odalar da mevcut.  Dilerseniz bunlardan kiralayıp ailece de termal keyfini yaşayabiliyorsunuz.

Masaj, kese-köpük gibi bakımlar ücretli ama fiyatları İstanbul’a göre kıyaslayınca çok komik kalıyor. Tabi ki bunları da atlamadım gitmişken.

Tesisin içinde bankamatik, kafeterya, sinema, alışveriş merkezi, doktor mevcut. Yani giderken yanınıza almanız gereken pek bir şey yok.

Akşamları da çocuklar uyuduktan sonra Batak çevirdik :) Bazı arkadaşlar üzgün ayrıldı oyundan. Buradan sesleniyorum üzülmeyin siz de gönüllerin şampiyonusunuz :)

Çocukla gitmek için ideal bir yer gerçekten. Hem de şifalı :) Ben de şifayı kaptım geldim. Soğuktu sıcaktı derken laranjit oldum ve 2 gün rapor almak zorunda kaldım.

1 hafta geçti anca toparlıyorum… Bir tatili de böyle  tükettik… Dinlenelim dedik, hasta olduk geldik. Ama olsun tatile değer her şey…

Tatil seçimi için teşekkürler Emre :)
Şimdi nereye?

 

Bumerang

Bumerang - Yazarkafe