Ads 468x60px

Burak ve Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Burak ve Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2017 Pazartesi

Yetenek Dedigin Nedir Ki?



Olur öyle bazen...🌝
Not: Üstelik yanlarda bulunan bariyerlere rağmen...

26 Kasım 2014 Çarşamba

OneRepublic - Counting Stars

Burak; bu da senin yeni favorin. Şarkıyı duyunca yüzündeki gülümseme muhteşem.

Müzik zevkini annen olarak takdir ediyorum:)

Bir de gün içinde bu şarkıyı dinlemek için 150 bin kere ısrar etmeyip, tadında bıraksan daha da takdir edeceğim.

Sevgiler Annen,



15 Ekim 2014 Çarşamba

Burak ve Hayvan Sevgisi

Dikkat Ağır Mesaj içerir:

Hayvan sevgisi önemli... Çünkü eğer son derece masum, zararsız, yaşadığımız dünyaya hizmet eden hayvanları sevemiyorsak, bin bir türlü huyu olan insanları nasıl sevebiliriz ki?

Üstelik yapan-bilir; bir sokak hayvanına yuva vermek, onunla yemeğini paylaşmak, dertleşmek... gibi davranışlar size çok yoğun duygular yaşatıyor ve insan olmanın en güzel yanlarından birine şahit oluyorsunuz.

İşte biz de bu nedenlerle Burak'ın hayvan ilişkilerini geliştirmesine özen gösteriyoruz. Kedileri, köpekleri, kuşları hatta karınca, salyangoz ve tırtılları tanıtıyoruz ve onlara zarar vermeyip, koruyup kollaması gerektiğini öğretmeye çalışıyoruz.

2 yaşındaki minik Burak'ın hayvan sevgisinden bazı kesitler var elimizde :) Bence izlemeye değer, peki ya sizce?

Kargalar ve Burak:

Köpekler ve Burak:

Kediler ve Burak:

Uzaylı Tırtıl ve Burak: 


29 Eylül 2014 Pazartesi

Stromae - Papaoutai

Burak'ın keşfi bir şarkı daha.

Ben bayıldım, şarkı eğlenceli, klip renkli. Burak sayesinde dinleye dinleye Fransızca' mızı da iyice ilerlettik.



22 Eylül 2014 Pazartesi

Shakira - Dare (La La La)


Günün şarkısı: Burak'ın "Lego" diye her gün tutturduğu şarkı...

Burak'a yemek yedirme savaşı verdiğim bir gün Youtube' da gezinirken rastladık bu şarkıya.

O seçti, biz dinledik. Bir 6 ay da bu şarkıyla birlikte besleneceğiz artık :)


18 Eylül 2014 Perşembe

Oğlum 2 Yaşında

Çok klişe bir cümle olacak ama 2 yıl nasıl geçti gerçekten hiç bilmiyorum.

2 yıl önce hastanede ilk seni gördüğüm gün ile bugün arasındaki farka bakınca, artık karşımda bir bebek değil, küçük bir delikanlı görüyorum.

10,5 aylıkken ilk adımlarınla tanıştık. Şaşkınlık içinde cesaretine hayran kaldık. Küçücük adımlarla, dünyayı dolaşıyor gibiydin bizim için.


İlk kez 7 aylıkken ağzından baba, dede kelimeleri dökülmüştü. Şimdi ise cümleler kuruyorsun. Kızgınlığını, sevincini kelimeleri vurgulayarak dile getiriyorsun...Annecim demeyi de biliyorsun, kızınca "Deniiiz" diye de sesleniyorsun. Bütün konuşulanları anlayıp, cevap verebiliyorsun. Hatta biraz gevezesin bile diyebiliriz:)

Yeni yeni tuvalet alışkanlığı da kazandın. Hatta bazen peluş ayıcığı tuvalete bile götürüp, öğrendiğin şeyleri ona da uyguluyorsun ki bu esnada seni izlemek çok keyifli oluyor.

İlk günkü gibi hala biraz huysuz ve haylazsın. Ama çok mutlu bir çocuksun. Gözlerinin içi bile kahkaha atıyor sanki. Neşen, herkesin neşesi oluveriyor.

2 yaşındasın kuzum. Artık bir karakterin var, yeteneklerin var, hobilerin var.

Top oynamayı, arabalarınla vakit geçirmeyi, zıplamayı, resim yapmayı, fırçalarla yerleri silmeyi, keman çalışıyormuş gibi yapmayı çok seviyorsun :).

Müzik en büyük tutkun. Dans etmek, şarkı söylemek seni en huysuz zamanlarda bile sakinleştirebilir.
Bu aralar favorilerin;

Notre Dame De Paris - Bell
Notre Dame De Paris - Torn Apart
Shakira - Lego
Alexander Rybak - Europe's skies

2 yaşındasın ama hala sana yemek yedirmek çok zor. Hala iştahsızsın ve bu nedenle kendi başına çatal, kaşık kullanamıyorsun. (Makarna yerken hariç. Onu seviyorsun tabi...)

Aydede'yi çok seviyorsun. Akşamları aydedeye bakıp, şarkılar söylüyorsun. Göremediğin gecelerde "aydede nereye gitmiş? Neden saklanmış? Aydede ce-e yapsın..." diyerek pencerenin önünde karanlık gökyüzünü izliyorsun.

Havuz ve denizle bu sene tanıştın, ama yüzmek yerine, büyük çocukların yaptığı gibi havuza atlamak istiyorsun hep. Yüzmeye başladığımızda,"atlayacağım ben" diye zorla kıyıya götürüyorsun bizi. Denizle ilk tanışman da Kıbrıs'da oldu. Masmavi denizde tedirgin tedirgin simidinde otururken, uyuyakaldın:)


Sana baktığımda beni en çok mutlu eden, küçücük bedenindeki kocaman kalbi görebiliyor olmam. Ağlayan birini gördüğünde bundan etkilenmen, peluş ayınla bile yemeğini ve suyunu paylaşman, sana karşı iyi olan kimseyi unutmaman ve sevgini de onlara göstermen... En önemlisi sana bakan, büyüten anneannene karşı vefalı olman...İşte tüm bunlar, beni gelecek için umutlandıran şeyler.



Minik kuzu; 2. yaş gününde sevdiklerinle senin için çok güzel süprizler hazırladık. İlerde nasıl bir gündü o gün birlikte hatırlayalım diye yazıyorum şimdi.

Doğum gününden bir gece önce, sevgili baban ve halan önce bana bir süpriz yaptılar. Akşam ellerinde profiterol ve mumlarla birlikte "İyi ki doğurdun" kutlaması düzenlemişler.
O kadar tatlıydılar ki. Sen içeride mışıl mışıl uyurken, benim anneliğimin ilk günü kutlanmış oldu.

Ertesi gün baban iş yerime mis gibi kokan çiçekler gönderdi. Ve de bir not...



Doğum gününün akşamı sana hediye almak için iş çıkışı  alışveriş merkezine gittim. Bir çok oyuncakçıya girdim ama ne seni çok mutlu eder bir türlü karar veremedim.

En son ECL - "Early Learning Centre" oyuncaklarını satan bir mağaza girdim ve işte dedim. Bu Burak'ı çok mutlu eder. Çocuklar için temizlik seti. Süpürge, faraş falan. 


Bu aralar hobin temizlik yaparken bize eşlik etmek olduğu için görür görmez başka hiç bir hediyeye bakmadın zaten. Üstelik bir de piyano almıştım sana :). 


Baban da sana bir tamir seti aldı. Ama hediyeyi iş yerinde unuttuğu için onu henüz görmedin. 


Pasta tercihini bu aralar arabalarla vakit geçirmeyi çok sevdiğin için Pelit'ten Schumacher arabalı pasta olarak tercih ettik. Görünce büyük araba, oynıcam diye tutturdun :)



Anneannen ve deden de sana bu yaşın için mini cooper akülü araba almayı tercih etmişler.Henüz sadece içinde oturup, sürüyormuş gibi yapıyorsun. Çalıştırınca biraz korkuyorsun. Ama bir sonraki yaza, bahçede arabanla arkadaşlarını gezdireceğinden hiç şüphem yok:)


Hediye alışverişini tamamlayıp eve geldiğimde, çok neşeli ve zıpırdın. Sürekli koşturmaca halindeydin. Baban; anneannenin evini süslemeye koyuldu. Biz de aşağıda halanla birlikte seni oyaladık.

Daha sonra süslemeler tamamlanıp, sevgili akrabalarımız da gelince biz seni yukarı anneannenin evine çıkardık ve sen çılgına döndün. Balonlar, pastalar, hediyeler...Anneannen bu akşam için bir sürü şey hazırlamıştı. Herşey çok güzeldi.



Gerçekten bizim içinde, senin içinde sıcacık bir akşam oldu. Hele süpürge takımını görünce hemen tabaklardaki yiyecekleri yere atıp süpürmeye koyulman çok komikti.

Pasta mumunu da 30 kere yakmışızdır. Üfleyerek söndürmeye doyamadın :)

Dilerim her günün böyle heraketli, mutlu ve seni seven insanlarla birlikte geçer.

İyi ki doğdun minik oğlum; Burko, ben de iyi ki senin annen oldum..


1 Eylül 2014 Pazartesi

Linda Scott - I've Told Every Little Star (1961)


Muholland Drive filmini izledikten sonra dilime pelesenk olan, neşeli şarkı.

Çok sevdim ben seni...




Not: 23 aylık oğlum; bu şarkıda bana eşlik etmeni çok seviyorum. dap da da dap da da da daa da da...:)


6 Ağustos 2014 Çarşamba

Bayram'da Gönen - Ayvalık/Sarımsaklı - Erdek


Bu sene bayram tatili 3 gündü. 2 günde izin alınca hafta sonuyla birlikte 9 günlük tatilimiz oldu. Tabi tüm planlarımız hep son ana kaldığı için, nereye gideriz, ne yaparız hiç bir fikrimiz yoktu. 

Trafik de ayrı sıkıntı. Hem gidiş, hem dönüş yolunda uzun saatler trafikte bekleme olasılığımız oldukça yüksekti ve Burak'la birlikte bu süreci nasıl atlatabiliriz muammaydı.

Biz de Cuma akşamı başladık plan yapmaya. Bir kere Cumartesi günü yollar çok kötü olacağından Pazar günü çıkmak en iyisi olacaktı. İyi ki de öyle yapmışız çünkü cumartesi günü yola çıkan annemler 6 saatte ancak İzmit'e varabildiler.Pazar günü istikametimiz Balıkesir- Gönen'di. Hiç bir yerde trafikle karşılaşmadan tam zamanında Gönen'e ulaştık. 

Yol üzerinde Bandırma'ya uğradık ve çocukluğumdan beri gerçekleştirdiğimiz bir Bandırma klasiği olan  "Tarihi Bandırma İskendercisi (İsmail Usta)" ya gittik. Bir gün yolunuz düşerse mutlaka denemelisiniz.




İskenderlerle, midemiz bayrama erken başlamış oldu ve Gönen için yola koyulduk tekrar.

Gönen'inin yeri benim için apayrıdır. Çocukluğumun en güzel bayramları hep Gönen'de geçti. Ve şimdi de oğlumla ve eşimle birlikte bayram ruhunu yaşıyoruz burada.

Yine bir Gönen klasiği olan Kuğulu parkta Arjantin limonatamızı içmeyi de atlamadık.





Gönen'de Çarşamba gününe kadar kaldık. Büyüklerimizi ziyaret ettik, miniklerimize hediyeler verdik ve Anneannemi de alıp Ayvalık- Sarımsaklı'ya gitmek için yola koyulduk.

Gönen'den Ayvalık'a giderken 3 yol alternatifi var. Siz siz olun kısa gibi gözüksede kesinlikle kestirme köy yollarından gitmeyin. Safari'den farkı yok. Hızımızı saatte 30 km 'ye indirmek zorunda kaldık. Manyas yolunu seçseydik muhtemelen daha güvenli ve daha hızlı bir şekilde Ayvalık'a varacaktık.

Sarımsaklı'da Grand Hotel Temizel'de kaldık.

                                        

Biraz otelden bahsetmek istiyorum. Sarımsaklı'daki tatil köyü konseptinde olan en büyük otel burası. Tabiki Antalya'dakilerle kıyaslamamak gerek lükslük bakımından. Ama burası da oldukça yeterli bir otel.

Özellikle çocuklu aileler için biçilmiş kaftan. Burak çok hareketli olduğu için tatile çıkarken oldukça tedirgindik. Tatilden daha yorgun dönme ihtimalimiz çok yüksekti. Ama pek de öyle olmadı. Tabi bunda anneanneminde etkisi çok yüksek. Uyku saatlerinde biz denize giderken, anneannem odada Burak'la birlikte kaldı. Ama odalar havuza ve denize çok yakın olduğu için uyanır uyanmaz yanına gidebildik.

Otel personeli oldukça sıcak ve yardımseverdi. Herşey dahil konsept olduğu için de yemek konusunda hiç bir sorun yaşamadık. Burak için her saat sebze,meyve, süt bulabildik. Ayrıca yemeklerde mama sandalyesi de olduğundan yanımızda rahat rahat oturtabildik.Odalara bebek karyolası da verebiliyorlar. Böylece uyku da bizim için problem olmadı.

                   

Akşam mini clupta diğer çocuklarla dans ettik. Gerçi Burak sağolsun dans etmek yerine tırmanmayı tercih ettiği için, amfi tiyatronun en tepesine tırmanmakla meşguldu. Daha sonra Burak'ı büyük annesiyle birlikte uyuttuktan sonra, havuz başında canlı müzik- gitar eşliğinde eşimle dinlenebildik. Geç saatte de tavla oynarak günü kapattık.



Ayvalık denizi soğuk olur normalde ama bu sene oldukça iyiydi. Temmuz'un son haftası ve Ağustos aylarında giderseniz hiç üşümeyecekseniz. Burak normalde banyoyu çok sevmese de bu tatilden sonra suyla daha çok haşır neşir olarak banyoyu da sever oldu.




Yani bu tatil korktuğumuz gibi geçmedi. Burak yanımızda olduğundan yeteri kadar rahat olamayız, hep onun peşinde koşarız diye düşünürken, aksine çok huzurlu bir tatil geçirdik. Burak içinde oldukça keyifli bir tatil oldu. Kumlarla oynarken, babasıyla denizde, havuzda yüzerken neşesi görülmeye değerdi.İyi ki gelmişsin kuzum :)

Cumartesi akşamı otelden ayrıldık ve Erdek'e yola koyulduk. Erdek'te çarşıya yakın bir yazlığımız var. Eve geldikten sonra biraz çarşıda gezelim hem de yemek yiyelim diye dışarı çıktık.


Erdek'te yine çok sevdiğim Ö.G.S tostçusuna gittik.İki adet "Rıfkı" tostu yedikten sonra öyle bir yağmur başladı ki...Eve çok yakın olsakta yaklaşık 1 saat beklemek zorunda kaldık. Hadi biz ıslansak neyse de Burak'ın ıslanmasına kıyamadık. Ama en son Ö.G.S'den aldığımız poşetlerle birlikte hazırda yağmur azalmışken eve koştuk.





Sonuç olarak bayram tatili bizim için oldukça keyifli geçti diyebiliriz. Herkesin de geçmiş bayramını kutlu olsun... Bir sonraki bayram maceramız için takipte kalın. Sevgiler....








28 Kasım 2013 Perşembe

Kelimelerin Dili


İlkokul yıllarında Türkçe kitaplarımızda her hikâyeden sonra Okuduğumuzu Anladık Mı? Kelimelerin Dili gibi başlıkların altında cevap vermemiz gereken sorular olurdu.

Yeni kelimeler öğrenirdik ve onları cümle içinde kullanırdık. Çok büyük işkenceydi ve genelde 3 kelimelik akla zarar  cümlelerle sonuçlanırdı. Ben televizyon gördüm :)

Tabi kelime öğrenmenin yaşı yok. Hala birçok yeni kelime öğreniyoruz gündelik hayatlarımızda…

Şimdi minik oğlum Burak’ta her gün yeni bir kelimeyle bizleri şaşırtmaya devam ediyor.


Burak şu an 14,5 aylıksın. Ve bizlere daha bu küçücük yaşında, küçücük boyunla neler neler anlatıyorsun? :

1. Dede - Dedem: İlk kelimen. Tam 7 aylık olduğun gün söylemiştin. Tabi bu işe en çok sevinen deden oldu:)

2. Baba - Anne, Babam- Annem: Bizi tanıyorsun. Odadan çıkınca Annem diye peşimden gelmen, babam diye koşturman ve sızlanman bizi çok güldürüyor. Baba kelimesini daha çabuk öğrenip, daha sık kullanman azcık kıskanmama sebep olsa da annem dediğinde tüm dünya benim oluyor.

3.  Karga: Sokakta kargaları görüp karga diye peşinden koşuyorsun.

4. Mandalina: Nam-ı değer Mann. Henüz tam mandalina diyemiyorsun ama çöpte mandalina kabuğu görsen bile Mann, Mann diye tutturmaya başlıyorsun Meyveyi çok seviyorsun.

5. Mama: Bazen acıktığını belli etmek için biberonu eline alıp eteğimi çekiştirmeye başlıyorsun. Mama, mama deyip ben mamanı hazırlayana kadar yanımdan ayrılmıyorsun. Sonra biberonu kapıp oyununa geri dönüyorsun.

6. Su: Genelde brrnn diye sesleniyorsun. Su istediğini çok kolay anlıyoruz. Bu  sefer su  biberonunu alıp brnn diye sesleniyorsun.  

7. Aslan Ne Yapar: Roaaarr.. Bir kelime değil ama aslan taklidinden de bahsetmeden olmazdı.

8. Kedi Ne Yapar: Miyavv.. Sokakta her gördüğün kedi-köpeğin arkasından miyav diye koşturuyorsun. İlk kediyle babaannenin evinde tanıştın. Halanın kedisini çok sevdin.

9. Attım: Eline aldığın her topu attım demeden atmıyorsun. Sonra peşinden koşup tekrar atıyorsun. Attım da ilk kelimelerinden biriydi. Şimdi dışarda top oynayan birilerini görünce hemen attım’ı yapıştırıyosun :)

10. Açtım: Bu açmak olayı az biraz başa bela. Lambaları açıp kapatıyorsun. Gece sık sık karanlıkta oturmak zorunda kalıyoruz. Çünkü açtığım lambayı hemen kapatıyorsun ve açtım diyorsun:) Yine dolap kapaklarını aç aç diyerek açıyorsun ve içinde ne varsa çıkarıp yere atmayı çok seviyorsun.

11. Vermem: Bak bu çok olumsuz bir tutum:) Bunu bırakman gerek. Eline yasak ne geçerse vermem diye koşarak uzaklaşıyorsun. Yapma bunu:)

12. Ver: Vermem diyerek kaptığın zararlı şeyleri elinden aldığımızda genel tutumun sızlanarak ver demek :)

13. Alo: Herkes evde mutlaka bir telefonla konuşuyor. Biz de sana bir telefon aldık. Uzun uzun konuşuyorsun telefonda… Alo demeyi ihmal etmeden.

14. Anneanne - Babaanne: Bu kelimelerin sahiplerini çok iyi tanıyorsun. Çok kullanmasan da bu kelimeleri bildiğini biliyoruz:)

15. Gangham: Sana yemek yedirmeye çalıştığımız o zorlayıcı saatlerde oyalamak için seni, gangham style şarkısını açıyoruz. Burdan duya duya öğrendin bu kelimeyi…

16. Upsy Daisy: Yine sana yemek yedirmeye çalışırken açtığımız çocuk programından öğrendiğin bir kelime. Daha bu hafta söylemeye başladın. Türkçe bitti İngilizceye başladın demek:)

17. Gargamel: Bu sefer anneannen sana yemek yedirmeye çalışırken seni oyalamak için Gargamel maketini sana verip seslendirdiğinde öğrendin bu kelimeyi. Bu da yeni bir kelime. Çok komik söylüyorsun bu arada. Gargemiiilll…



Zaman geçtikçe kim bilir daha neler neler anlatacaksın...Şimdiden her kelimen bir neşe kaynağı bize.

Seni çok seviyoruz Burko! 


4 Kasım 2013 Pazartesi

Şifalı Sularda Şifayı Kaptım

29 Ekim tatili 4 gün olunca haydi bir yerlere gidelim dedik. Gitmeden 1 ay önce araştırmalara başladık. Bu seferki tatilde Burak da bizle geleceği için seçim konusunda çok zorlandık. Uzak olmasın, kaldığımız yer rahat olsun, sıcak olsun gibi birçok kriterimiz vardı. Ve sonunda arkadaşım Emre'nin de tavsiyeleri üzerine Sarot Termal Devre mülkleri’ne gitmeye karar verdik. 2 aile gittik. Emre, eşi, kızı, minik oğlu ve biz :) 

Sarot İstanbul'a yaklaşık 280 km. Sabah erkenden yola çıktık. İlk durağımız kahvaltı için Maşukiye oldu. Maşukiye’nin en iyi köy kahvaltıcılarından biri olan Yazıcı Köy Evin’de krallara layik bir kahvaltı yaptık. Şansımıza da hava çok güzel olduğu için mekandaki şelale ve oyun parkının da tadını çıkarabildik. Otantik bir havası var buranın. Suyu testiden içiyorsunuz. Bir yanınızda şelale çağlarken öteki yanınızda semaverde çay demleniyor. Sadece kahvaltı değil geç saatte gittiyseniz alabalıkta yiyebiliyorsunuz. Kahvaltıdan sonra çocuklarla oyun parkında biraz eğlendikten sonra yolumuza devam ettik.







Sarot’a geldiğimizde tamam dedim. İstediğim tatil işte budur. Kaldığımız devre mülk kocaman ve tertemizdi. İçerisi o kadar sıcaktı ki, soğuk olur diye yanımıza aldığımız kışlıkları boşuna taşımışız dedim. Devre mülkte kalanlar otel kısmından faydalanabiliyor. Ayrıca içeride alışveriş merkezi olduğu için ihtiyacınız olan her şeyi oradan da karşılayabiliyorsunuz. Evin içinde tüm mutfak malzemeleri var. 





Dilerseniz otel de yemek yiyebilir dilerseniz kendiniz evde de yapabilirsiniz. Madem 4 günlüğüne geldik yemekle falan uğraşmayalım otelde yiyelim dedik biz. Sabah+akşam yemeği açık büfe  kişi başı 22 TL gibi çok uygun bir fiyat. Ayrıca her şey çok lezzetliydi. Bir gün de otele 3 km uzaklıkta ormanın içinde alabalık çiftliğine gittik. Çocukları balıklarla tanıştırdık :)




Otelin içindeki termal havuz, sauna, buhar banyo, hamam gibi aktiviteler de ücretsiz.

Termal havuz tam bana göreydi… Havuz ilk önce kapalı havuz gibi görünse de yüzerek dışarıya çıkabiliyorsunuz. Buz gibi havada sıcak su keyfi ayrı güzelmiş.

Bu arada gideceklere uyarı: bayan – erkek havuzları ayrı. Ama aile havuzu olarak adlandırılan odalar da mevcut.  Dilerseniz bunlardan kiralayıp ailece de termal keyfini yaşayabiliyorsunuz.

Masaj, kese-köpük gibi bakımlar ücretli ama fiyatları İstanbul’a göre kıyaslayınca çok komik kalıyor. Tabi ki bunları da atlamadım gitmişken.

Tesisin içinde bankamatik, kafeterya, sinema, alışveriş merkezi, doktor mevcut. Yani giderken yanınıza almanız gereken pek bir şey yok.

Akşamları da çocuklar uyuduktan sonra Batak çevirdik :) Bazı arkadaşlar üzgün ayrıldı oyundan. Buradan sesleniyorum üzülmeyin siz de gönüllerin şampiyonusunuz :)

Çocukla gitmek için ideal bir yer gerçekten. Hem de şifalı :) Ben de şifayı kaptım geldim. Soğuktu sıcaktı derken laranjit oldum ve 2 gün rapor almak zorunda kaldım.

1 hafta geçti anca toparlıyorum… Bir tatili de böyle  tükettik… Dinlenelim dedik, hasta olduk geldik. Ama olsun tatile değer her şey…

Tatil seçimi için teşekkürler Emre :)
Şimdi nereye?

25 Ekim 2013 Cuma

Burak ve Oyuncak Hikayesi

Hepimiz çocuk olduk ve hepimizin vazgeçemediği oyuncaklar olmuştur mutlaka. Mesela benim ne idüğü çok belli olmayan Cincan diye pelüş bir hayvanım vardı. Azıcık penguen azıcık kokarca karışımı bir şeydi işte. Ama nasıl severdim onu. Hep yanımda taşırdım.
Burak daha çok küçük bir oyuncağa bağlanmak için ama şimdiden torpil geçtiği bazı oyuncakları var.
Biraz bu oyuncaklarından ve ondaki gelişime nasıl katkı sağladıklarından bahsetmek istiyorum.

Boncuklu Helezon Oyuncak:
Bunu çok seviyoruz. Özellikle tatillerden dönüşte eve ilk girdiğimizde hemen bu oyuncağına koşuyor Burak. Boncukları ilk başta kendi etrafında döndürmeyi öğrendi. Daha sonra kucağımıza oturtup onunda elini tutarak boncukları nasıl karşı tarafa geçirmesi gerektiğini gösterdik. Şimdi tüm aşamalarını kendi başına yapabiliyor ve bundan çok zevk alıyor.

Ben bazen onun yaptığının tam tersini yapıyorum ve bakıyorum aynı şeyi bu sefer kendisi yapıyor. Taşıması biraz zor ağır olduğu için. Bazen eline alıp bir yere götürmek istiyor ama ağır geldiği için ağlamaya başlıyor. Belki biraz daha hafifi bulunabilirse hem bir yere gittiğiniz de yanınıza alması daha kolay olur hem de onun taşıması daha kolay olur.

Bu oyuncak motor yeteneklerini ve mantıksal düşünceyi geliştirmekte bire bir. 18 aydan büyük çocuklar için tavsiye ediliyor ama biz yaklaşık 10 aylıkken almıştık ve gayette güzel oynadı ve gelişimini destekledi.





Atlı Karınca:
Atımızı halamız aldı. O kadar çok seviyoruz ki onu. Altı tekerlikli olduğu için istediği yere kolayca taşıyabiliyor. Öncelikle üstüne binerken yardım ediyorduk. Artık kendisi çok rahat binip sallanabiliyor..Sallandıkça gülücüklerini dinlemekte bir harika.




Öğretici Piyano:
Bu piyanonun bir güzelliği de mikrofonu olması... Mikrofon sesi hafif yükselttiği için Burak'ın hoşuna gidiyor bol bol şarkı söylüyor bize. Daha çok uuu uuu dan öteye geçmiyor ama duymak çok güzel.. Oyunun faydası ne derseniz ben şimdiden öz güven aşılıyor diyebilirim :)



Oyuncak Arabalar: 
Kamyondur jiptir erkek çocukların olmazsa olmazı. Çok ilgisi olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama neden - sonuç ilişkisini bu oyuncaklarla pekiştirdi oğlum diyebilirim. Arabayı yerde sürerek brnn brnnn sesleri çıkarıyor. Televizyon ünitesinde sürmeyi ittirip yere düşürmeyi seviyoruz en çok. Yine motor gelişimi için destekleyici diyebiliriz.



Çiftlik Ev:
Haydi çiftlik hayvanlarını sayalım.Müzikli, öğretici renkli bir oyuncak. 4 aylıkken almıştık bunu. O zaman horoz sesinde baya ağlıyordu Burak. Horozları sevmediğini keşfettiği oyuncak :) Şimdi arası daya iyi... Müzikleri dinlemeyi ve tuşlara basmayı seviyor.Ama oyuncağın asıl amacını gerçekleştirmesi için Burak hala yeterince büyük değil. Belki 2 yaşına doğru daha da kaynaşırlar...



Toplar: İlk başta yuvarlak olan her şeye tedirgin yaklaşan Burak, 1 yaşından sonra topları da çok sevmeye başladı. Genelde topu fırlatıp "Attımmm"  diyerek topun peşinden koşmayı seviyor. Ayağıyla da yavaş yavaş topu sürmeye başladı. Babası sağolsun. Futbolcu yetiştirmeye çok meraklı :). Ayrıca top kelimesi söylemesi  ve anlaması kolay bir kelime olduğu için de top başka bir odada da olsa “Topu getir oğlum” dediğimizde alıp getiriyor.

Müzikli Hela: 
Bunu daha yeni Fisher Price'dan aldık. Tuvalet eğitimine yavaştan alıştırabiliriz dedik. Çok şık bir tasarımı var. Hani ben bile özeniyorum. Sensörleri sayesinde tuvaletini yapınca müzik çalıyor. Burak amacının ne olduğunu yeni yeni anlamaya başladı sanırım. Kapağını kaldırıp Eeh- Eeh diyor. Yakın zamanda bu konuya daha sık eğilmeyi düşünüyorum. 



Ve son olarak tüm evdeki oyuncaklara rağmen favorimiz olan Kumanda'ya geçiyorum. Hiç bir şeyin yerini tutmuyor Kumanda. Bize getirip "Aç" diyor ya da bazen kendisi açıp "Açtım" diyor. Koltuğa tırmanıp dedesini yanına çağırıyor. Beraber çizgi film izliyorlar.
Burak kucağınızda, elinde kumanda birlikte 5 dk da olsa TV izleme keyfi... Nefes alış-verişlerini dinlemek..



İşte bu artık benim Cincan'dan sonra vazgeçemeyeceğim en büyük zevkim oldu...

 

Bumerang

Bumerang - Yazarkafe