Ads 468x60px

3 Şubat 2014 Pazartesi

Film Tavsiyesi - Düzenbaz

17 Ocak'ta vizyona giren ve içinde yok yok dedirten oyuncu kadrosuyla beni cezbeden film Düzenbaz.Nam-ı değer American Hustle..Christian Bale, Bradley Cooper, Jennifer Lawrence gibi son zamanlarda en beğendiğim üç oyuncunun da bu filmde rol alması ve buna rağmen benim hala bu güne kadar filmi izlemeden nasıl dayanabildiğim merak konusuydu.

Evet geçen gün dayanamadım ve izledim... Ama izlerken de dayanamadım uyudum.

Durun biraz duygu ve düşüncelerimin detayına gireyim. 

Ben böyle rezalet bir filmi en son ne zaman izledim hatırlamıyorum. Sanırım 3 saat boyunca yalnız yaşayan ve balık tutan bir keşişin hiç konuşma olmadan anlatılan hayat filminden bile beterdi. En azında o sinir bozucu da olsa bir iz bırakmış ki hala hatırlıyorum. 

American Hustle iyi başlayan ama aynı başarıyı ilerleyen dakikalarda sürdüremeyen bir film.Bir ara izlerken sürekli şunu düşündüm bu filmi seven birileri varsa ben galiba sinemadan hiç çakmıyorum. 
Neyse bence ben sinemadan hiç çakmıyorum çünkü 10 dalda oscara aday gösterilmiş filmdir.

Dur şimdi de biraz filmin detayına gireyim:

Oyunculuklar iyi olabilir. Christian Bale şişko, kel bir adam rolünde. Güzelim adamı o hale çevirmek de zor olsa gerek.Hadi en iyi makyaj dalında bir oscarı hak etti  diyelim, hakkını yemeyelim.

Film de uyuklamadan önce çok ilgimi çeken bir kaç nokta da olmadı değil. Sanki senaristte bir Türklük var gibiydi. Mesela filmin başında Christian Bale'in çocukluğunun anlatıldığı sahnede; camları çocuk kırıyor babası cam satıyor. (Güllüşah ve İbo da yok muydu bu sahne? )

Filmin konusu da ilginç;  düzenbazların, politikacıların rüşvet ve yolsuzluk olaylarını ortaya çıkarma çalışmaları. (Benzemiyor mu bizdeki son gelişmelere?)

Bu kadar detay yeter. Belki izlemek istersiniz, tadını kaçırmayayım. Ama zaten öyle çok tatlı bir film de değil.
Ama izlerseniz de oyuncuların saçlara dikkat :) Hepsi bir olay...



17 Ocak 2014 Cuma

Karanlıkta Diyalog



Karanlıktan korkar mısınız?

O zaman bu sergi size hiç uygun değil... Çünkü zifiri bir karanlıktan geçiyor yolunuz...
Ama bir kerelikte olsa bu korkunuzun üstüne gitmelisiniz derim ben. Çünkü şu an için gözlerimiz görüyor olsa da aslında hepimiz geleceğin görme engelli adayıyız. O yüzden onları daha iyi anlamak için aslında sadece gözümüzün bir şeyler görmediğini, kulağımızla, kalbimizle de bir şeyler görebildiğimizi anlamak için çok iyi bir fırsat karşınızdaki.
Eğer şanslıysanız gözün önündeki karanlıktan değil, kalp ve beynin karanlığından korkmak gerektiğini anlayacaksınız.

Karanlıkta Diyalog (Dialogue In The Dark)



Öncelikle ne zamandır gitmek istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım bu deneyimimizde bize arkadaşlık eden Ozan ve Fatma’ya teşekkür ederim. Sizinle daha keyifli oldu bu yolculuk.
Ve tabiki Murat Bey’e teşekkürler, kendisi görme engelli ama bütün gezi boyunca bizi görebilen tek kişi olduğunu hissettirdi bana.

Sergiye bu yazımdan sonra katılmayı düşünen arkadaşlara tavsiyem; mutlaka gündüz seansına gidin, gece seansları aynı fiyatta olmasına rağmen daha kısa sürüyor. Sergi için beni hoşnut etmeyen tek şey bu diyebilirim. 

Ayrıca elinizi çabuk tutun çünkü sergi kısa bir süreliğine daha İstanbul'da. Organizasyon için daha detaylı bilgi almak isterseniz de: 

http://www.biletix.com/etkinlik-grup/66384260/ISTANBUL/tr

Şimdi yaşadığımız deneyime geçmek istiyorum:

Mekan Gayrettepe Metro İstasyonunda.Önce loş bir ortamda bize içeriden bahsediyorlar. Korkmayın içerisi labirent gibi ama danışmanız size yol gösterecektir gibi rahatlatıcı uyarılardan sonra elimize değnekleri veriyorlar. Ve labirentten geçmeye başlıyoruz.
Ben çok heyecanlı ve meraklı olduğum için en ön sırada giriş yaptım. Zaten 8 kişilik gruplar halinde giriş yapılabiliyor.

Birden etraf karanlıklaşmaya başladı ve en son zifiri bir karanlığa girdim. Duvarlara tutuna tutuna ilerlerken danışmanımızın sesini duyduk. 

İlk girişte karanlık bende kalp çarpıntısı yaparken Fatma diri diri gömülmüş hissine kapılmış. Ama kısa sürede alışılıyor merak etmeyin.

Ve parkuru turlamaya başladık. Parkur İstanbul. Yaklaşık 500 metre karelik bir alana kurulmuş ve balık pazarı, manavlar, nostaljik tramvay, çocuk parkı, tekne, çiçek pasajı, sinema…yani İstanbul’a dair her şey düşünülmüş.
Dokunduk, duyduk, dinledik İstanbul’u.

Danışmanımız Murat Bey, sürekli dinlememiz için bizi yönlendirdi. Çocuk parkında hangi sesleri duyduğumuzu, pazarda hangi meyveleri hissettiğimizi sordu. Her seferinde ayrıntıda daha fazla ses duymaya başladık. (Burada kendimi tebrik etmek istiyorum bizim gruptan kedi miyavlamasını yakalayan tek kişi olduğum için. Geç oldu ama güzel oldu:))
Tramvay da Fatma bize Sessiz Gemi , Murat Bey’de Ankara’nın Bağları ve Çöpçüler şarkısını söyledi. Güle oynaya indik tramvaydan:)

Sonra görme engelli alfabesi olarak da bilinen braille alfabesinde karanlıkta kendi ismimizin harflerini bulduk.

Deniz nasıl yazılıyor aşağıda görebilirsiniz.:) Mesela D harfi 1,4,5 olarak değerlendiriliyor. Domino taşlarının yapısına benziyor noktaların dizilişi.



Ve tabi her güzel şeyin sonu gibi bu maceramızda sonra erdi.

Bitirirken Murat Bey’in çıkışta bize söylediği şeylerle kapatmak istiyorum yazımı:

"Biz Görme Engelliler, en rahat İstanbul’da yaşayabiliyoruz. Çünkü burası kalabalık yardımcı olacak insan daha çok oluyor. Otobüse binerken, karşıdan geçerken birilerinin yardım etmesi bizi çok rahat ettiriyor. Bu nedenle yardım etmekten çekinmeyin.
Ve görmemek hayatın sonu değil. Hayat devam ediyor. Ben engelli yüzme şampiyonuyum ve judo yapıyorum. Görmüyorum ama yaşamaya devam ediyorum…"

Biz; görüpte yaşayamayanlara ders olur inşaallah.


 

Bumerang

Bumerang - Yazarkafe